İstanbul Tiyatro Festivali, Türkiye’den ve dünyadan tiyatro topluluklarını, yönetmenleri, oyuncuları ve koreografları aynı programda buluşturan bir sahne sanatları festivali. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği etkinlik, tiyatronun yanı sıra dans ve performansa da yer veriyor. Programı, farklı ülkelerde üretilen çalışmalarla Türkiye’deki yeni yapımları birlikte izleme ve karşılaştırma imkânı sunuyor. Mehmet Birkiye küratörlüğündeki 30. festival, 22 Ekim–3 Aralık 2026 tarihleri arasında altısı uluslararası, on biri yerli olmak üzere 17 yapımı seyirciyle buluşturacak.

Böyle bir buluşmanın değeri, farklı tiyatro anlayışlarını yan yana getirmesinde. Edebî bir metnin sahneye aktarılması, beden ve hareket üzerinden kurulan bir anlatı ya da tarihsel bir belgenin gösteriye dönüşmesi, seyirciden farklı izleme biçimleri talep ediyor. Festival programı da tiyatronun bugün hangi hikâyelerle ilgilendiğini ve bu hikâyeleri hangi araçlarla anlattığını düşünmek için bir çerçeve oluşturuyor.

30. İstanbul Tiyatro Festivali Afiş Tasarımı

Bu yıl gösterimler, İstanbul’un iki yakasına yayılan sahnelerde ve farklı kullanım geçmişlerine sahip mekânlarda gerçekleşecek. Zorlu PSM, AKM, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ve Paribu Art’ın yanında Panayia Kilisesi, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı ve çeşitli kültür mekânları da programda yer alıyor. Bu çeşitlilik, bazı yapımlarda gösterinin gerçekleştiği yerin de anlatıyla ilişki kurmasına olanak sağlıyor.

Programdan seçtiğimiz Lacrima, Bir Çeyiz Sözleşmesi ve Elizabeth Costello, üç farklı başlangıç noktasına sahip: bir gelinlik siparişi, geçmişten kalan bir çeyiz senedi ve kurmaca bir yazarın düşünceleri. Üçünde de dikkatimizi çeken, tanıdık bir nesnenin, belgenin ya da sanat anlayışının arkasındaki ilişkileri tartışmaya açmaları. Bu oyunlar üzerinden emeğin görünürlüğüne, İstanbul’un toplumsal hafızasına ve sanatçının sorumluluğuna bakıyoruz.

Lacrima: Bir Gelinliğin Ardındaki Hayatlar

Lacrima – Caroline Guiela Nguyen Afiş Tasarımı

Festivalin açılış yapımı Lacrima, Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği bir Strasbourg Ulusal Tiyatrosu prodüksiyonu. Hikâye, bir İngiliz prensesi için verilen gelinlik siparişiyle başlıyor. Paris’teki bir modaevini, Alençon’daki dantel ustalarını ve Mumbai’deki nakış çalışanlarını birbirine bağlayan bu sipariş, farklı şehirlerdeki insanların hayatını ortak bir üretim takvimine yerleştiriyor.

Gelinliğin hazırlanması sekiz ay sürüyor. Bu süre boyunca Paris’teki baş terzi Marion’un iş yükü ve kızıyla ilişkisi, Alençon’daki Thérèse’in aile geçmişi, Mumbai’deki nakış ustası Abdul’un kötüleşen görme yetisi anlatıya giriyor. Gelinlik ilerledikçe onu yapan insanların gündelik hayatları da belirginleşiyor. Ortaya çıkacak giysinin kusursuzluğu, çalışanların bedenleri ve zamanları üzerindeki baskıyla birlikte ele alınıyor.

Nguyen, yapımın araştırma sürecinde yüksek moda çalışanlarıyla ve dantel ustalarıyla görüşmüş. Yönetmenin ilgisini çeken konulardan biri, Prenses Diana’nın gelinliğinin hazırlanışı sırasında uygulanan gizlilik. Bu araştırma, üretim sürecinde saklanan bilgilerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan ustalığın hikâyeye katılmasını sağlamış. Farklı şehirlerde aynı anda yaşananları anlatmak için yararlandığı bölünmüş ekran düşüncesi de birbirinden uzaktaki çalışma alanlarını ilişkilendiriyor.

Lacrima’yı seçmemizin nedeni, lüks bir nesnenin arkasındaki emeği belirli insanların deneyimleri üzerinden ele alması. Bir giysinin değeri konuşulurken tasarımcının adı, kumaşı ya da kimin üzerinde görüldüğü öne çıkabilir. Onu hazırlayanların çalışma saatleri, sağlıkları ve ailelerine ayırabildikleri zaman ise bu değerlendirmenin dışında kalabilir. Oyunun konusu, güzelliğin üretim koşullarını da bakışımıza dahil etmemizi istiyor.

Buradaki gerilim, mesleğe duyulan bağlılıkla da ilgili. İnsan yaptığı işle gurur duyabilir, becerisini geliştirmek isteyebilir ve aynı zamanda işinin talepleri altında tükenebilir. Ustalığa hayran olmakla ustanın katlandığı bedeli sorgulamak arasındaki ilişki, Lacrima için güçlü bir düşünme alanı açıyor.

Lacrima, 22–23 Ekim’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde sahnelenecek.

Bir Çeyiz Sözleşmesi: İstanbul’un Geçmişini Bir Belgeden Okumak

Bir Çeyiz Sözleşmesi Afiş Tasarımı

Bir Çeyiz Sözleşmesi, 19. yüzyıl Yeniköy’ünde düzenlenen bir çeyiz senedini merkezine alıyor. Nikolaos ve Sevasti Mumcis’in kızları Carolina’nın evliliği için hazırlanan belgede para ve eşyalar kayda geçiriliyor: yetmiş Osmanlı lirası, havlular, keten masa örtüleri, yünlü elbiseler, bir kürk, ayna ve sandık. Aradan 129 yıl geçtikten sonra bu belge, Yeniköy Panayia Kilisesi’nde yeniden ses buluyor.

Orhan Türker’in arşiv çalışmasından hareketle metni Elif Özge Maltepe kaleme almış. Murat Daltaban’ın yönettiği yapımda Metin Akdülger, Gizem Güçlü, Selin Tâli, Tan Temel ve Pınar Yıldırım yer alıyor. Oyunun tanıtımı, senedin okunmasına ve seyircinin bu okumanın tanığı olmasına vurgu yapıyor.

Bir çeyiz senedi ilk bakışta bir eşya ve para listesi olarak görülebilir. Fakat böyle bir kayıt, evliliğin ekonomik koşullarını, ailelerin birbirlerine karşı yükümlülüklerini ve gündelik hayatın maddi düzenini düşünmeye de imkân verir. Kumaşların, giysilerin ve ev eşyalarının tek tek sıralanması, bir hayatın kuruluşunun hangi nesnelerle tarif edildiğini gösterir.

Belgenin sınırları da en az içerdiği bilgiler kadar ilgi çekici. Eşyaların sayısı ve paranın miktarı kayda geçerken, evlenecek kişinin beklentileri, korkuları ya da istekleri aynı açıklıkla görünmeyebilir. Bu nedenle tarihsel bir belgeyi okumak, hem söylediklerini anlamayı hem de kaydın dışında kalan deneyimleri fark etmeyi gerektirir. Oyunu seçmemizin nedeni, böyle bir okuma için somut ve yerel bir başlangıç noktası sunması.

Gösterimin Yeniköy’de gerçekleşmesi de bu ilişkiyi güçlendiriyor. İstanbul’un geçmişi, burada büyük tarihsel olayların yanında bir ailenin evlilik hazırlığı üzerinden ele alınıyor. Semtin hafızasına gündelik hayatın içinden yaklaşmak, geçmişte yaşamış insanları yalnızca isimler olarak görmenin ötesine geçmek için bir fırsat.

Bir Çeyiz Sözleşmesi, 30–31 Ekim ve 1 Kasım’da Yeniköy Panayia Kilisesi’nde seyirciyle buluşacak.

Elizabeth Costello: Sanatçı Neyi, Kimin Adına Anlatır?

Elizabeth Costello Tiyatro Festivali Afişi

J. M. Coetzee’nin Romancının Romanı adlı eserinden uyarlanan Elizabeth Costello, edebiyatla tiyatronun kesiştiği bir yapım. Saim Güveloğlu’nun uyarlayıp yönettiği oyunda Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay sahneye çıkıyor. Bahçe Galata ve Dolkun Production imzalı çalışma, kurmaca bir yazar üzerinden düşünce, temsil ve etik sorumluluk meselelerini ele alıyor.

Coetzee’nin Elizabeth Costello karakteri, yazarın neyi anlatabileceği ve anlattığı şey karşısında nasıl bir konum alacağı üzerine sorular doğuruyor. Güveloğlu’nun uyarlaması bu tartışmayı tiyatronun kendisine de yöneltiyor: Sahne hangi deneyimleri aktarabilir? Seyirciyle kurulan karşılaşmanın etkisi nedir? Bir oyun üretirken estetik tercihlerle toplumsal sorumluluk arasındaki ilişki nasıl kurulur?

Bu yapımı seçmemizin nedeni, edebiyat uyarlamasının aynı zamanda bir temsil sorunu olması. Bir roman karakterini sahneye taşımak, düşüncelerini başka bir beden, ses ve zaman düzeni içinde yeniden kurmak demek. Okurun kendi hızında takip ettiği bir tartışma, tiyatroda oyuncularla seyircilerin birlikte geçirdiği süre içinde gerçekleşir. Böylece metnin ne söylediği kadar sözün kim tarafından, nasıl ve hangi koşullarda söylendiği de önem kazanır.

Başkalarının deneyimlerini anlatma meselesi ise yalnızca sanatçıyı ilgilendirmiyor. Seyirci de izlediği kişinin hayatını ne ölçüde anladığı, ne zaman onun adına hüküm verdiği ve neyi kolayca genellediği sorularıyla karşılaşabilir. Bir hikâyeden etkilenmekle o hikâyenin koşullarını kavramak arasında her zaman doğrudan bir bağ bulunmayabilir. Elizabeth Costello’nun programda açtığı tartışma alanı, bu mesafeyi düşünmek bakımından dikkat çekici.

Elizabeth Costello, 4–5 Kasım’da Paribu Art’ta ilk kez seyirci karşısına çıkacak.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version