Yeşim Ustaoğlu ile Selen Heinz’ın Kuru Taşın Başı / On the Dry Rock belgeseli, Yusufeli Barajı nedeniyle yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kalan insanların yeni hayatlarına uyum sürecini izliyor. Film, bir barajın tamamlanmasını yalnız mühendislik ya da kalkınma meselesi olarak değil; evlerin, toprağın, üretim biçimlerinin ve kuşaklar boyunca oluşmuş bir hafızanın ortadan kalkması üzerinden ele alıyor.

Belgesel dünya prömiyerini Mart 2026’da Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nde yaptı. Ardından 45. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale Yarışması’nda yer aldı, Documentarist kapsamında gösterildi ve son olarak Ayvalık Uluslararası Film Festivali programına katıldı.

Yusufeli’nin ardından kalan hayat

Filmin merkezindeki insanlar, Çoruh Nehri çevresinde kuşaklar boyunca yaşamış köylüler, çiftçiler, arıcılar ve bölgenin gündelik üretim kültürünü sürdüren insanlar. Yusufeli Barajı’nın oluşturduğu rezervuar nedeniyle evlerini, ekip biçtikleri toprakları ve hayvanlarıyla kurdukları yaşam düzenini geride bırakmak zorunda kalıyorlar.

Documentarist’in film tanıtımında bu değişim, insanların kendilerini besleyen toprak ve sudan koparılarak planlanmış, beton ağırlıklı yeni bir çevrede yaşamaya zorlanmaları üzerinden anlatılıyor. Belgesel onların yalnız yeni evlere taşınmasını değil; aidiyetlerini ve kimliklerini yeni koşullar altında nasıl korumaya çalıştıklarını takip ediyor.

“Kuru Taşın Başı” adı da bu deneyimin içinden geliyor. Filmin tanıtım metinlerinde yöre halkının kendilerini, yaşadıkları topraklardan ayrıldıktan sonra “kuru taşın başında” kalmış insanlar olarak tarif ettikleri aktarılıyor. Başlık böylece coğrafi bir durumu olduğu kadar, yerinden edilmenin yarattığı boşluğu da ifade ediyor. Filmin dikkatini büyük politik tartışmalardan çok bu dönüşümün gündelik hayatta bıraktığı izlere yöneltmesi önemli. Bir evin, bahçenin ya da nehir kıyısındaki yaşamın kaybı rakamlara dönüştürüldüğünde görünmeyen bir taraf ortaya çıkıyor: İnsan yeni bir eve taşınabilir, fakat aynı yaşam biçimini beraberinde taşıyamayabilir.

Artakalan’ın hazırlıkları sırasında doğdu

Kuru Taşın Başı ile Yeşim Ustaoğlu’nun yeni kurmaca filmi Artakalan arasında doğrudan bir üretim bağlantısı bulunuyor.

Ustaoğlu, Artakalanın ön hazırlıkları için bölgede çalışırken Yusufeli’nde yaşanan dönüşümü kaydetmeye başladı. Başlangıçta araştırma sürecinin parçası olan görüntüler zamanla bağımsız bir belgesele dönüştü. Yapım ekibinin aktardığına göre tutulan kayıtlar, Çoruh Nehri’nin, bölgedeki yaşam biçiminin ve kolektif hafızanın kayboluşunu izleyen sinematografik bir günlük niteliği kazandı. Bu bağlantı iki filmi aynı yapmıyor. Artakalan bir kurmaca ve bireysel bir yolculuğa odaklanırken, Kuru Taşın Başı doğrudan Yusufeli’nde yaşayan gerçek insanların deneyimlerini kaydediyor. Fakat iki yapımın da mekân, yer değiştirme ve insanın yaşadığı çevreyle kurduğu ilişki etrafında birbirine dokunan tarafları var.

Belgeselin görüntü yönetmenliğini aynı zamanda ortak yönetmen olan Selen Heinz üstleniyor. Kurguda Thomas Balkenhol, Hakan Aytekin, Svetolik Mica Zajc, Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz birlikte çalışıyor. Müziklerde ise Şevket Akıncı, Berke Can Özcan, Volkan Ergen, VOVA ve Ayşenur Kolivar’ın imzaları bulunuyor.

Yeşim Ustaoğlu – Kuru Taşın Başı Film Afişi

Suyun altında kalan yalnız yapılar değil

Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nin film tanıtımı, Kuru Taşın Başının görüntü dilini özellikle öne çıkarıyor. Festival, terk edilen ve çözülen coğrafyanın görüntülerini filmin temel anlatım araçlarından biri olarak değerlendiriyor. Burada manzara yalnız fon olarak kullanılmıyor; kaybolmakta olan yaşamın doğrudan kaydı haline geliyor.

Belgeselin “su, toprak ve hafızanın ölümü” ifadesini kullanması da bu nedenle önemli. Barajın yükselen suları fiziksel olarak bir coğrafyayı değiştirirken, o coğrafyaya bağlı anılar ve alışkanlıklar da parçalanıyor. Evlerin ve yolların yerine yenileri yapılabilir; fakat çocukluğun geçtiği bir bahçe, komşuluk ilişkileri ya da nehrin çevresinde gelişmiş üretim kültürü aynı biçimde yeniden inşa edilemiyor.

Bu açıdan film, Yusufeli örneğini yalnız belirli bir bölgenin hikâyesi olarak bırakmıyor. Büyük altyapı projeleri sırasında kullanılan “yer değiştirme” kavramının insanlar için gerçekte ne anlama geldiğine bakıyor. Bir yerden başka bir yere taşınmak ile kendinizi ait hissettiğiniz dünyayı kaybetmek arasındaki fark belgeselin merkezine yerleşiyor.

Yeşim Ustaoğlu’nun belgesel sinemaya dönüşü

Yeşim Ustaoğlu daha çok kurmaca filmleriyle tanınsa da belgesel, yönetmenin filmografisinde tamamen yabancı bir alan değil. Kuru Taşın Başında ise uzun yıllardır sinemasında karşılaştığımız aidiyet, hafıza, kimlik ve mekân meseleleri gerçek insanların yaşamları üzerinden yeniden ortaya çıkıyor.

Belgesel, Mart ayında Selanik’teki dünya prömiyerinin ardından İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarıştı. Haziran ayında Documentarist’in Türkiye Panorama seçkisinde gösterildi; Eylül ayında ise Ayvalık Uluslararası Film Festivali programında yeniden seyirciyle buluştu. Kuru Taşın Başının değerli tarafı, Yusufeli Barajı hakkında genel bir açıklama yapmak yerine dönüşümün insan ölçeğindeki sonuçlarına bakması. Belgesel, suyun yükseldiği anda yalnız evlerin ve yolların değil, bir bölgenin kendi geçmişiyle kurduğu ilişkinin de değiştiğini kayda geçiriyor.

Film için yayımlanan fragman da bu yaklaşımı açık biçimde gösteriyor: terk edilmiş mekânlar, Çoruh çevresindeki değişen coğrafya ve yeni yaşam alanlarına taşınan insanların görüntüleri, belgeselin hafıza ve aidiyet meselesini nasıl ele aldığını ortaya koyuyor.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version