Bir insanın kıskançlığı ne zaman karşısındaki kişinin davranışlarıyla ilgili olmaktan çıkar ve kendi zihninin ürettiği bir dünyaya dönüşür?

Claude Chabrol’ün 1994 tarihli L’Enfer filmi tam olarak bu sınırda ilerler. Paul ve Nelly başlangıçta dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan bir mutluluğa sahiptir. Paul göl kıyısındaki bir otelin işletmesini devralmış, Nelly ile evlenmiş ve yeni bir hayat kurmuştur. Fakat ekonomik baskılar, uykusuzluk ve giderek büyüyen kuşku Paul’ün çevresindeki olayları algılama biçimini değiştirmeye başlar.

Nelly’nin başka erkeklerle konuşması, gülümsemesi ya da bir süre ortadan kaybolması artık günlük hayatın sıradan parçaları değildir. Paul için bunların her biri birer kanıta dönüşür.

Fakat ortada gerçekten bir kanıt var mıdır?

Chabrol’ün filmi tam da bu soruyu seyircinin önünde açık bırakır.

L’Enfer Film Afişi

Kıskançlıktan çok bir görme problemi

L’Enfer ilk bakışta evlilik içindeki patolojik kıskançlığı anlatıyor gibi görünür. Fakat film ilerledikçe asıl meselenin Nelly’nin ne yaptığı değil, Paul’ün gördüklerini nasıl yorumladığı olduğu anlaşılır.

Bir bakış, bir gülümseme ya da başka bir erkekle yapılan sıradan bir konuşma Paul’ün zihninde yeniden düzenlenir. Gerçek olay ile onun zihninde kurduğu olay arasındaki fark giderek küçülür.

Bu nedenle seyirci de zaman zaman Paul’ün konumuna çekilir.

Biz de Nelly’ye bakmaya başlarız.

Gerçekten bir şey mi saklıyor? Paul’ün kuşkularının bir karşılığı var mı? Yoksa biz de Paul gibi görüntülere anlam mı yüklüyoruz?

Roger Ebert’in film üzerine yazısında dikkat çektiği noktalardan biri de budur: Film, Nelly’nin davranışlarını bütünüyle açıklamak yerine belirli bir belirsizliği korur. Böylece seyirci yalnızca kıskanç bir adamı dışarıdan gözlemlemez; onun şüphesine bir ölçüde ortak edilir. Roger Ebert

Cehennem dışarıda değil, zihnin içinde

Filmin Fransızca adı L’Enfer, yani “Cehennem”.

Ancak Chabrol’ün cehennemi olağanüstü bir yer değildir. Bir otel odası, yemek salonu, göl kıyısı ya da evlilik yatağı yeterlidir.

Paul’ün dünyasında mekân değişmez; değişen, mekâna yüklediği anlamdır.

Bir otel başlangıçta ekonomik bağımsızlığın ve yeni hayatın simgesiyken giderek kapalı bir alana dönüşür. Paul hem işletmenin borçları hem de evliliği üzerinde denetim kurmaya çalışır. Kontrol arttıkça güven artmaz; tam tersine kuşku büyür.

BFI da filmi Chabrol sinemasında sık görülen iki meseleyle ilişkilendiriyor: ev içinin bir tür hapishaneye dönüşmesi ve erkek karakterin kadın cinselliğinden duyduğu irrasyonel korku. Buradaki önemli fark ise kuşkunun giderek bütünüyle paranoyak bir fantezinin ürünü hâline gelmesidir.

Clouzot’nun yarım kalan cehennemi

Filmin arkasında ayrıca ilginç bir sinema tarihi bulunuyor.

Henri-Georges Clouzot aynı hikâyeyi 1964 yılında Romy Schneider ve Serge Reggiani ile çekmeye başlamıştı. Son derece deneysel görsel çalışmalar yapılan yapım, yaşanan sorunlar ve Clouzot’nun geçirdiği sağlık problemi nedeniyle tamamlanamadı. Yıllar sonra çekimlerden kalan yüzlerce kutu film malzemesi bulundu; bu görüntüler 2009 tarihli Henri-Georges Clouzot’s Inferno belgeselinin temelini oluşturdu.

Chabrol ise yaklaşık otuz yıl sonra aynı senaryoya geri döndü ama Clouzot’nun gerçekleştirmeye çalıştığı görsel deneyselliği taklit etmedi.

Onun ilgisini daha çok Paul’ün zihinsel çözülmesi çekti.

Chabrol daha sonra filmi anlatırken Paul’ün kıskançlığını bir neden değil, var olan ruhsal kırılmanın sonucu olarak değerlendirmişti.

Bu ayrım filmi anlamak açısından önemli.

Paul, Nelly’nin davranışları yüzünden yavaş yavaş başka bir insana dönüşmez. Gördüğü her şeyi zaten içinde büyümekte olan kuşkunun doğrulanması olarak kullanır.

Kör nokta: Nelly gerçekten ne yaptı?

L’Enferin en güçlü tarafı, seyircinin sürekli yanlış soruyu sormasını sağlamasıdır:

Nelly Paul’ü aldattı mı?

Oysa bir süre sonra bunun filmin esas sorusu olmadığı anlaşılır.

Çünkü kıskançlığın belirli bir aşamasından sonra gerçeğin ne olduğu önemini kaybeder. Paul için şüphe artık kanıta ihtiyaç duymaz; gördüğü her şey zaten şüphesinin kanıtıdır.

Chabrol böylece evlilik üzerine bir melodramdan çok daha rahatsız edici bir şey kurar:

Bir insanın, kendi zihninde yarattığı görüntüyü gerçeğin yerine koymasının hikâyesini.

L’Enferde cehennem Nelly değildir.

Diğer erkekler de değildir.

Cehennem, artık dışarıdaki gerçekle düzeltilemeyen bir düşüncenin içine kapanmaktır.

Share.

1 Yorum

  1. Pingback: Bande à part: Godard’ın Suç Filmini Oyuna Çevirdiği Yapım – Fikir Sanat

Leave A Reply

Exit mobile version