Bugün melankoli denildiğinde çoğu zaman uzun süren bir hüzün, içe kapanma ya da nedensiz bir keder anlaşılır. Oysa kelimenin tarihi çok daha eski ve anlamı bugünkünden oldukça farklıdır. Melankoli, yüzyıllar boyunca yalnızca bir duygu değil; insanın bedenini, karakterini, düşünme biçimini ve hatta yaratıcı yeteneğini açıklamak için kullanılan bir kavramdı.

Sanat tarihindeki ilginç dönüşüm de tam burada başlar. Önce sakınılması gereken bir ruh hâli olarak görülen melankoli, Rönesans’ta düşünce ve yaratıcılıkla ilişkilendirildi; 19. yüzyıldan itibaren ise giderek insanın dünyadaki yalnızlığını anlatan modern bir deneyime dönüştü.

Melankoli önce bir beden meselesiydi

Antik ve Orta Çağ tıp anlayışında insan bedeninin dört temel sıvının dengesiyle yönetildiği düşünülüyordu: kan, balgam, sarı safra ve kara safra. “Melankoli” sözcüğü de Yunanca melas (kara) ve khole (safra) sözcükleriyle ilişkilidir. Kara safranın fazlalığının insanı içine kapanık, ağır, kaygılı ve karamsar yaptığı kabul ediliyordu. Dört mizaç öğretisinde melankolik karakter kara safra ile ilişkilendirildi.

Orta Çağ düşüncesinde bu mizacın astrolojik karşılığı Satürn’dü. Satürn yavaşlık, ağırlık, yaşlılık ve karanlıkla ilişkilendiriliyor; bu nedenle melankoli çoğunlukla istenmeyen bir durum olarak değerlendiriliyordu.

Rönesans’la birlikte ise önemli bir değişim meydana geldi. Özellikle Marsilio Ficino çevresinde gelişen Yeni-Platoncu düşüncede melankoli yalnızca bir bozukluk değil, yoğun düşüncenin ve yaratıcı zihnin beraberinde getirebileceği özel bir mizaç olarak da ele alınmaya başladı. Böylece daha önce insanı aşağı çeken kara safra, aynı zamanda düşünürün ve sanatçının ayrıcalıklı yalnızlığıyla ilişkilendirildi. British Museum, Dürer’in melankoli anlayışının Ficino’nun bu düşüncesiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Dürer’in Melencolia I’i: Yapabilecek güce sahip olup yapamamak

Melankolinin sanat tarihindeki en güçlü imgelerinden biri Albrecht Dürer’in 1514 tarihli Melencolia I adlı gravürüdür.

Eserin merkezinde kanatlı bir figür oturur. Elinde bir pergel vardır fakat onu kullanmaz. Çevresinde testere, rende, çekiç, cetvel ve geometrik biçimler bulunur. Duvara bir terazi, kum saati ve sayı karesi asılmıştır. Figür bütün bu araçların ortasında hareketsizdir.

Buradaki ayrıntı önemlidir: Figürün sorunu bilgisizlik değildir. Tam tersine, etrafında insanın dünyayı ölçmesini, hesaplamasını ve biçimlendirmesini sağlayan araçlar vardır.

Metropolitan Museum of Art da eserdeki araçların özellikle geometri ve matematik bilgisiyle ilişkisine dikkat çeker. Ön plandaki ölçme araçları ile uzakta ufka doğru açılan sınırsız doğa arasındaki karşıtlık, insan bilgisinin sınırlarını düşünmeye imkân verir.

Bu nedenle Melencolia I yalnızca üzgün bir insan resmi değildir.

Dürer’in figürü bilir, ölçebilir, hesaplayabilir; fakat harekete geçemez.

Melankolinin burada aldığı biçim, yaratıcı zihnin kendi sınırlarıyla karşılaşmasıdır.

Rönesans insanı dünyayı akılla kavramaya başlamıştır; geometriyi, perspektifi ve oranı kullanarak doğayı ölçmektedir. Fakat ölçülebilir olan ile bilinemez olan arasında hâlâ büyük bir mesafe vardır.

Dürer’in ufka bakan ama çalışmayan figürü tam da bu eşikte durur.

Eserin neden “Melencolia I” adını taşıdığı konusunda kesin bir görüş yoktur. Sanat tarihi literatüründeki yorumlardan biri, başlıktaki “I” rakamını Cornelius Agrippa’nın melankoliyi farklı zihinsel yetilerle ilişkilendiren sınıflandırmasına bağlar. Buna göre ilk düzey, özellikle hayal gücü ve sanat üretimiyle ilişkilidir. Ancak bu, eserin birçok yorumundan yalnızca biridir.

Deniz Kenarında Keşiş Kaynak: filomythos.com

Romantizmde melankoli: İnsan ve sonsuzluk

Rönesans’ta melankoli sanatçının zihinsel faaliyetleriyle bağlantılıyken, Romantizmle birlikte başka bir görüntü ortaya çıkar: yalnız insan ve karşısındaki büyük dünya.

Caspar David Friedrich’in 1808–1810 arasında yaptığı Deniz Kenarındaki Keşiş bu değişimin güçlü örneklerinden biridir.

Resimde küçük bir insan figürü geniş bir deniz ve gökyüzünün karşısında neredeyse kaybolur. Geleneksel manzara resmindeki ağaçlar, mimari yapılar ya da perspektif aracılığıyla izleyiciyi resmin içine taşıyan güvenli işaretler büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. İnsan, ölçemediği bir boşlukla karşı karşıyadır. Berlin Nationalgalerie de eserin olağanüstü yalınlığının ve geniş boşluklarının dönemin geleneksel manzara anlayışını kırdığına dikkat çeker.

Dürer’in melankolik figürünün etrafı araçlarla doluydu.

Friedrich’in keşişinin etrafında ise neredeyse hiçbir şey yoktur.

Aradan yaklaşık üç yüzyıl geçmiştir ama temel sorun bütünüyle ortadan kalkmamıştır: insan hâlâ kendisinden daha büyük bir şeyin karşısındadır.

Edvard Munch – Melankoli – NG.M.02813 – Ulusal Sanat, Mimarlık ve Tasarım Müzesi

Munch: Melankoli artık insanın içine yerleşir

  1. yüzyılın sonunda Edvard Munch’un Akşam. Melankoli adlı 1891 tarihli resminde sorun daha da kişiselleşir.

Sahilde oturan erkek figürü başını eline dayamış, çevresinden kopmuş görünür. Arka plandaki dünya devam eder; insanlar vardır, deniz vardır, yaşam sürmektedir. Fakat ön plandaki insan bunların içinde olmasına rağmen onlardan ayrılmış gibidir. Munch Müzesi eseri 1891 tarihli Evening. Melancholy adıyla kaydeder.

Burada artık Dürer’deki pergel, terazi ya da geometrik cisimlere ihtiyaç yoktur.

Melankoli alegorik bir figür olmaktan çıkarak bireyin deneyimine dönüşmüştür.

Modern melankolinin temel özelliklerinden biri de budur: İnsan dünyadan fiziksel olarak ayrılmış değildir fakat ona katılamıyormuş gibi hisseder.

Melankolinin değişen yüzü

Dürer’den Munch’a uzanan çizgiye bakıldığında melankolinin sanat içindeki anlamının önemli ölçüde değiştiği görülür.

Önce bedendeki “kara safra” ile açıklanan bir mizaçtır.

Rönesans’ta yaratıcı düşüncenin ve entelektüel faaliyetin gölgesine dönüşür.

Romantizmde insanın sonsuzluk karşısındaki küçüklüğünü anlatır.

Modern sanatta ise yalnızlık, yabancılaşma ve insanın kendi iç dünyasıyla karşılaşması giderek daha fazla öne çıkar.

Fakat bütün bu dönemlerde değişmeden kalan bir şey vardır: melankoli, insanın kendi sınırlarının farkına vardığı yerde ortaya çıkar.

Dürer’in figürünün elinde bütün araçlar vardır ama yine de önünde çözemediği bir dünya durur. Friedrich’in keşişi sonsuz denizin karşısında küçülür. Munch’un insanı ise dünya yanı başında devam ettiği hâlde ona ulaşamaz.

Belki de melankoliyi sanat tarihinde bu kadar kalıcı yapan şey budur.

Melankoli yalnızca üzülmenin resmi değildir.

İnsanın bildikleriyle bilemedikleri, yapabilecekleriyle yapamadıkları ve içinde yaşadığı dünya ile kendi iç dünyası arasındaki mesafeyi fark etmesinin resmidir.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version