İstanbul, kültür takvimini çoğu zaman hızla tüketilen bir duyuru akışı gibi yaşar: açılışlar, gala geceleri, sezon programları, kapanışlar. 54. İstanbul Müzik Festivali ise bu telaşın içine başka bir teklif getiriyor. 11-25 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek festival, bu yıl “Ânın İçinde” temasıyla kentin önüne yalnızca bir konser dizisi değil, zamanla kurulacak başka bir ilişki koyuyor. İKSV’nin açıkladığı programa göre festival 22 konserde 80’in üzerinde sanatçı ve topluluğu ağırlayacak; seçki sadece büyük isimleri sıralamakla kalmıyor, canlı performansın geri getirilemeyen doğasını da merkeze alıyor.
Bu yüzden festivalin asıl cümlesi, program kitapçığındaki yıldız isimlerden biraz daha derinde duruyor. Resmî duyuruda “Ânın İçinde” temasının, müziğin geçici ama etkisi kalıcı doğasından yola çıktığı özellikle vurgulanıyor. Yani burada mesele yalnızca iyi icra duymak değil; tekrar edilemeyen bir karşılaşmaya tanıklık etmek. Aynı duyuruda üç dünya prömiyerinin yer alacağı, Onur Ödülü’nün besteci Turgay Erdener’e, Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün ise piyanist Maria João Pires’e verileceği bilgisi de yer alıyor. Festival böylece bir yandan uluslararası program kurarken, öte yandan belleğini ve saygı çizgisini de görünür kılıyor.
İlk sürpriz büyük: Viyana Senfoni
Festivalin ilk güçlü işaretlerinden biri, Viyana Senfoni’nin iki özel konserle İstanbul’a gelişi. 125. yılını kutlayan orkestra, daimî şefi Petr Popelka yönetiminde 23 ve 24 Haziran’da festival programında yer alıyor. İlk akşamda piyanist Bruce Liu ile Beethoven ve Schubert ekseninde bir program kurulurken, ikinci akşamda Kian Soltani ile Dvořák odağa alınıyor; “Yeni Dünyadan” Senfoni de bu hattın parçası olarak İstanbul’a geliyor. Bu iki konser, festivalin yalnızca “uluslararası isim getirme” refleksiyle değil, repertuvarı bir dramatik akış olarak kurma isteğiyle hareket ettiğini de gösteriyor.
Ama 54. İstanbul Müzik Festivali’ni yalnızca Viyana Senfoni üzerinden okumak eksik olur. Açılış konseri 11 Haziran’da Atatürk Kültür Merkezi’nde, Özbek piyanist Behzod Abduraimov ve Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile gerçekleşiyor. Programın genel çerçevesinde Kammerakademie Potsdam, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Aterballetto gibi topluluklar da yer alıyor. Ayrıca film müziklerinden dansa, Beyoğlu’nda kurulan Müzik Rotası’ndan çocuk ve genç atölyelerine kadar uzanan bir hat kurulmuş durumda. Euronews’un aktardığı festival çerçevesi, AKM, Süreyya Operası, İş Kuleleri Salonu, Venedik Sarayı Bahçesi, Kapalıçarşı ve Yıldız Parkı gibi farklı mekânların da bu yılki ses haritasına dahil olduğunu gösteriyor.
Üstelik bu yıl yalnızca program değil, dinleme biçimi de tartışmaya açılıyor. Resmî duyuruda ilk kez bir “Rahat Konser” düzenleneceği, yani klasik müziğin daha sakin, daha kapsayıcı ve daha öngörülebilir bir atmosferde dinlenebileceği bir alanın kurulacağı belirtiliyor. Bu küçük gibi görünen ayrıntı, aslında festivalin en çağdaş jestlerinden biri olabilir. Çünkü bugün kültür kurumlarının meselesi sadece iyi içeriği sahneye koymak değil; o içeriğe kimin, nasıl ve hangi eşikte erişebileceğini yeniden düşünmek. 54. İstanbul Müzik Festivali bu anlamda yalnızca ses üretmiyor; dinleyicisini de yeniden tarif ediyor.
Asıl mesele müzik değil, zaman
FikirSanat açısından bakınca bu festivalin asıl ağırlığı, program zenginliğinden çok önerdiği duygu rejiminde açılıyor. Çünkü çağımızın temel ritmi dikkat dağınıklığı. Her şey yarım dinleniyor, yarım görülüyor, yarım yaşanıyor. “Ânın İçinde” teması tam da bu yüzden güçlü: konseri yalnızca kültürel bir etkinlik olmaktan çıkarıp, dikkatini geri kazanma pratiğine dönüştürüyor. Bir eserin baştan sona dinlenmesi, bir melodinin içinde oyalanmak, bir orkestranın sesini tek bir akşamla sınırlı olacak şekilde paylaşmak; bunların hepsi bugün neredeyse lüks sayılabilecek deneyimler. Festivalin önerdiği şey biraz da bu: zamanı yeniden işitmek.
Belki de bu yılın müzik festivalini önemli kılan, şehre büyük isimler getirmesi değil; İstanbul’a kısa süreliğine de olsa başka bir tempo önermesi. Gürültünün sürekli arttığı, takvimin her hafta biraz daha sıkıştığı bir şehirde canlı müzik hâlâ aynı şeyi hatırlatıyor: bazı deneyimler kaydedilemez, hızlandırılamaz, ertelenemez. Ancak o anda vardır. Ve tam da bu yüzden kalır. 54. İstanbul Müzik Festivali, bu yaz şehre yeni bir repertuvardan önce eski ama unutulmuş bir yeti getiriyor olabilir: gerçekten dinleme yetisi.






