Aydın Orak’ın yazıp yönettiği Ölü Arının İğnesi, 24–31 Ekim 2026 tarihlerinde düzenlenecek 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alıyor. Başrollerini Cansel Elçin ve Zeynep Tuğçe Bayat’ın paylaştığı yapım, bebeğinin ölümüne neden olduğunu düşünen bir avukatın yaşadığı hesaplaşmayı konu ediniyor. Orak’ın aynı adlı kitabından uyarlanan film, kaybın bir çiftin hayatında yarattığı değişimi vicdan, pişmanlık ve sorumluluk ekseninde ele alıyor.
Filmin Antalya’yla ilişkisi, bu yılki yarışma seçkisinden önceye uzanıyor. Ölü Arının İğnesi, henüz proje aşamasındayken 2024 Antalya Film Forum’un Uzun Metraj Kurmaca Pitching Platformu’nda 50 bin liralık ödülün yanı sıra Rollart Teknik Ekipman Desteği aldı. İki yıl sonra ulusal yarışmada yer bulması, projenin geliştirme aşamasından festival gösterimine uzanan sürecini görünür kılıyor. Böylece Antalya, film için hem yapım öncesinde destek sağlayan hem de seyirciyle buluşacağı bir durak oluyor.
Türkiye–İngiltere–Sırbistan ortak yapımı olarak duyurulan filmin yapımcılığını Aydın Orak ve Fahriye Şentürk üstleniyor. Çekimler Eylül 2025’te Mersin’de tamamlandı. Hikâyenin de geçtiği kentte, Mersin Sinema Ofisi ön hazırlıktan çekimlere kadar mekân araştırması, izin süreçleri ve lojistik konularında ekibe destek verdi. Bu bilgiler, filmin uluslararası ortaklıklarla kurulan yapımını, yerelde sağlanan olanaklarla birlikte düşünmeye imkân tanıyor.
Hukuki sorumluluk ile vicdani hesaplaşma arasında
Filmin açıklanan hikâyesindeki belirleyici ayrıntı, merkezdeki karakterin avukat olması. Hukuk alanında çalışan birinin kendi hayatındaki trajediyle karşılaşması, mesleki bilgisiyle kişisel deneyimi arasında bir gerilim ihtimali yaratıyor. Başkalarının eylemlerini değerlendirirken başvurulan kanıt, neden ve sorumluluk ilişkileri, insanın kendisi hakkında verdiği hükmü ne ölçüde belirleyebilir? Sinopsisten hareketle filmin açtığı tartışma alanlarından biri bu.
Tanıtımda babanın bebeğinin ölümüne neden olduğunu “düşündüğünün” belirtilmesi de bu açıdan önemli. Olayın gerçekleşme biçimiyle karakterin kendisini suçlama biçimi arasında henüz açıklanmayan bir mesafe bulunuyor. Bu mesafe, suçluluk duygusunun her zaman kesinleşmiş bir sorumlulukla örtüşmediğini düşünmeye çağırıyor. Kaybın ardından kişinin geçmişteki kararlarını yeniden değerlendirmesi, yaşananları değiştiremese de kendi hayatını ve yakınlarıyla ilişkisini anlama biçimini etkileyebilir. Filmin duyurulan konusu, bu soruları bir aile hikâyesi içinde bir araya getiriyor.
Edebiyat bağlantısı da Orak’ın farklı alanlara yayılan üretiminin bir parçası. Ölü Arının İğnesi, öykülerden oluşan bir kitap olarak yayımlandı; kitap tanıtımında trajedi sonrası dönüşüm ve insan doğasının çelişkileri öne çıkıyor. Film uyarlaması, yazarın kendi edebî malzemesini senaryo ve yönetmenlik yoluyla yeniden ele aldığı bir çalışma. Bu nedenle yapım, Orak’ın yazarlığıyla sinemacılığının doğrudan kesiştiği bir yerde duruyor.
Daha önce Asasız Musa, Yaşar Kemal Efsanesi ve Sabırsızlık Zamanı filmlerine imza atan Orak, kurmaca, belgesel, tiyatro ve edebiyat arasında çalışan bir isim. Sabırsızlık Zamanı, Diyarbakır’da yoksul bir mahallede yaşayan iki çocuğun, yanlarındaki lüks sitenin havuzuna girebilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyordu. Yönetmen, o film üzerine yapılan söyleşide hikâyeyi kendi çocukluk deneyimleriyle beslediğini ve toplumsal gerçekleri anlatmaya önem verdiğini belirtmişti. Yeni filmin açıklanan konusu ise odağı bir yetişkinin kayıp karşısındaki sorumluluk duygusuna taşıyor.
Ölü Arının İğnesi için dikkat çekici başlangıç noktası, bir hukuk insanının kendisini değerlendirmek zorunda kalması. Mesleki yetkinliğin kişisel bir trajediyi anlamlandırmaya yetip yetmeyeceği sorusu, filmin konusunu sıradan bir kayıp özetinin ötesine taşıyor. Antalya’daki buluşma, Orak’ın bu soruyu edebiyattan sinemaya nasıl aktardığını seyirciye açacak.
