Bir havalimanı genellikle hızın mekânıdır. İnsanlar valizlerini alır, pasaport kontrolünden geçer, uçuş ekranlarına bakar ve mümkün olan en kısa sürede başka bir yere ulaşmak ister. İstanbul Havalimanı’nda gerçekleşen “Şeyler” projesi ise bu hızlı akışın tam ortasında farklı bir soru soruyor: Bir yolculuk gerçekten bittiğinde geriye ne kalır?
Beyazıt Öztürk’ün İGA ART kapsamında hazırladığı “Şeyler” sergisi, havalimanında unutulan eşyaları sanat nesnesine dönüştüren bir projeye dönüşerek bu sorunun peşine düşüyor. Valizler, şapkalar, oyuncaklar ya da gündelik nesneler… Normalde “kayıp eşya” olarak depolara kaldırılan bu nesneler, sergiyle birlikte başka bir anlam kazanıyor. Çünkü bu projede eşya yalnızca bir eşya değil; yarım kalmış bir hikâyenin sessiz tanığı olarak görülüyor.
Havalimanında Kalan Hikâyeler
Bir havalimanında her gün binlerce yolculuk başlar ve biter. Ancak her yolculuk kusursuz değildir. Bazen bir bavul geri dönmez, bazen bir oyuncak unutulur, bazen de küçük bir eşya sahibinden koparak başka bir hikâyenin parçası hâline gelir.
“Şeyler” projesi tam olarak bu anların peşine düşüyor. Beyazıt Öztürk, İstanbul Havalimanı’nda unutulan sahipsiz nesneleri yalnızca bir kayıp listesi olarak değil, tamamlanmamış hayat kesitleri olarak ele alıyor. Bir valiz, bir şapka ya da bir biberon; her biri görünmez bir yolculuğun izini taşıyor. Sergi bu nesneleri yeniden dolaşıma sokarak onları depolardan çıkarıyor ve kamusal alanda görünür kılıyor.
Bu yaklaşım, modern yolculuk deneyimine farklı bir açıdan bakmayı öneriyor. Çünkü havalimanları genellikle varış ve kalkış üzerinden düşünülür. Oysa burada odak noktası, varamayan ya da geri dönmeyen şeyler.
“Konveyör”: Döngüyü Bozan Heykel
Serginin en dikkat çekici çalışması, bagaj bantlarından esinlenen “Konveyör” heykeli. Normalde bagaj bantları sürekli bir döngü içinde çalışır; valizler gelir, alınır ve sistem yeniden boşalır. Ancak sahipsiz bir valiz o döngüyü bozar. Bant üzerinde dönmeye devam eder, bir yere varamaz.
Beyazıt Öztürk’ün heykel dili tam da bu noktadan yola çıkıyor. “Konveyör” formu, aşağıda sıradan bir bagaj bandı gibi başlayıp yukarı doğru yükselen bir yürüyüş yolu formuna dönüşüyor. Bu yükseliş, nesnenin işlevsel dünyadan çıkıp sembolik bir alana taşınmasını temsil ediyor.
Bir anlamda heykel, mekanik döngüyü kırmaya çalışan bir hareket gibi okunabilir. Valizin sonsuz bir tekrar içinde dönmesini değil, başka bir yöne açılmasını önerir.

Fotoğraf: Başak / Wikimedia Commons
Televizyon Kimliğinin Ötesinde Bir Sanatçı
Beyazıt Öztürk Türkiye’de daha çok televizyon programlarıyla tanınan bir isim. Ancak “Şeyler” projesi, onun farklı bir yönünü görünür kılıyor.
Öztürk, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü mezunu. Bu eğitim geçmişi, onun plastik sanatlarla kurduğu ilişkiyi açıklayan önemli bir detay. “Şeyler” sergisi, televizyon ekranından tanınan bir figürün sanat üretimine geri dönüşü olarak da okunabilir.
Bu yönüyle proje yalnızca bir sergi değil, aynı zamanda sanatçının uzun süredir arka planda kalan üretim dilinin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyor.
Havalimanını Bir Kültür Alanına Dönüştürmek
Projenin bir diğer önemli tarafı ise mekânla kurduğu ilişki. İGA ART inisiyatifi, İstanbul Havalimanı’nı yalnızca bir ulaşım merkezi olarak değil, aynı zamanda kültürel bir deneyim alanı olarak konumlandırmayı hedefliyor.
Bu yaklaşım havalimanı fikrini değiştiriyor. Çünkü havalimanı normalde bekleme ve geçiş üzerine kurulu bir mekân. İnsanlar burada zaman geçirmek için değil, zamanı kısaltmak için bulunur. “Şeyler” projesi ise tam tersine bir duraksama anı yaratıyor. Yolcuların hızlı akış içinde kısa bir süre de olsa bakmasını, düşünmesini ve mekânı farklı bir gözle deneyimlemesini öneriyor.
Bu yönüyle proje yalnızca sanat üretimi değil; aynı zamanda kamusal mekânın nasıl kullanılabileceğine dair bir öneri.
Havalimanları bize hep hareketi anlatır: kalkışlar, varışlar, uçuş numaraları, kapılar. Ama “Şeyler” projesi hareketin değil, geride kalanın hikâyesine bakıyor. Çünkü modern yolculukta en görünmez olan şey, aslında geride bıraktıklarımızdır. Bir valiz, bir oyuncak ya da küçük bir eşya… Belki de yolculuğun en gerçek izi, varış ekranlarında değil; kimsenin geri dönüp almadığı nesnelerde saklıdır.






