Giriş: Tiksintinin Dijital Biçimi
Dijital çağın en tuhaf paradokslarından biri, insan zihninin anlamdan çok anlamsızlığa maruz kalmasıdır. Sosyal medya akışlarında karşımıza çıkan garip yüzler, bozulmuş bedenler, orantısız mimikler, tekrar eden anlamsız videolar ve yapay zekâ tarafından üretilmiş tekinsiz imgeler yalnızca estetik bir rahatsızlık yaratmaz; aynı zamanda derin, söze dökülmesi zor bir tiksinti hissi üretir. Bu his, basit bir “beğenmeme” ya da “rahatsız olma” duygusundan farklıdır. Daha kökensel, daha bedensel ve daha sarsıcıdır.
- Giriş: Tiksintinin Dijital Biçimi
- Abject Kavramı: Düzenin Sınırında Bir Tehdit
- Tekinsizlikten Tiksintiye: Dijital İmgenin Evrimi
- Algoritmalar Tiksintiyi Nasıl Keşfetti?
- Dijital Kusmuk: Anlamın Parçalanması
- Abject ve Hapis Hissi: Neden Çıkamıyoruz?
- Sentetik Epistemoloji Perspektifinden Abject
- Sonuç: Tiksintiyi Tanımak Bir Direniştir
Bu noktada Julia Kristeva’nın ortaya koyduğu “abject” (tiksinti / dışlanmış olan) kavramı, dijital kültürü anlamak için güçlü bir teorik araç sunar. Abject, ne tamamen özneye ne de tamamen nesneye ait olan; sınırları ihlal eden, kimliği çözen ve düzeni bozan şeydir. Ceset, kusmuk, kan, dışkı… Bunlar korkutucu olduğu için değil, özne ile dünya arasındaki sınırı tehdit ettikleri için tiksinti yaratırlar.
Bugün dijital dünyada karşılaştığımız birçok yapay zekâ üretimi görsel ve içerik, tam olarak bu sınır ihlali hissini üretir. İnsan benzeri ama insan olmayan yüzler, anlam taşıyor gibi görünen ama hiçbir bağlama oturmayan videolar, sürekli tekrar eden ama hiçbir yere varmayan anlatılar… Dijital uzam, adeta bir algoritmik abject alanına dönüşmüştür.
Bu metin, tiksintinin biyolojik ya da estetik bir tepki olmaktan çıkıp, algoritmalar tarafından keşfedilen ve sistematik biçimde sömürülen bir psikoteknik stratejiye nasıl dönüştüğünü incelemeyi amaçlar.
Abject Kavramı: Düzenin Sınırında Bir Tehdit
Kristeva’ya göre abject, kültürün ve öznenin kendini kurabilmesi için dışarıda bırakmak zorunda olduğu şeydir. Ancak bu “dışlama” asla tam anlamıyla başarılı olmaz. Abject her zaman geri döner. Bastırılan, görünmez kılınan ya da temizlenmeye çalışılan şey, bir noktada sınırı aşar ve özneyi sarsar.
Abject’in temel özelliği şudur:
O, anlam üretmez; anlamı çözer.
Bu nedenle tiksinti hissi, korkudan farklıdır. Korku, tanımlanabilir bir tehdide yöneliktir. Tiksinti ise belirsizdir; neye yöneldiği tam olarak söylenemez. İnsan, tiksindiği şeye bakmak istemez ama gözünü de ayıramaz. Bu çift yönlü çekim–itme ilişkisi, dijital içerik tüketiminin temel psikodinamiğini açıklamak için kritik önemdedir.
Tekinsizlikten Tiksintiye: Dijital İmgenin Evrimi
Yapay zekâ görselleri ilk yaygınlaştığında, tartışmalar genellikle “tekinsizlik” (uncanny) kavramı etrafında şekillendi. İnsan yüzüne benzeyen ama tam olarak insan olmayan imgelerin yarattığı rahatsızlık, uzun süre estetik bir sorun olarak ele alındı.
Ancak zamanla bu rahatsızlığın tekinsizlikle sınırlı olmadığı ortaya çıktı. Bugün karşılaştığımız birçok içerik, artık “insana benziyor ama değil” noktasını aşmış durumda. Sorun benzerlik değil; anlamsızlıkla aşırı yakınlık.
Algoritmalar tarafından üretilen ve dolaşıma sokulan bu imgeler:
- Bir hikâye anlatmaz
- Bir bağlama oturmaz
- Bir mesaj iletmez
- Ama sürekli tekrar eder
Bu tekrar, anlam üretmeyen bir fazlalık yaratır. Kristeva’nın tanımıyla bu fazlalık, düzenin dışında kalan bir artık gibi davranır. İşte bu noktada dijital içerik, estetik bir nesne olmaktan çıkarak abject bir kalıntıya dönüşür.
Algoritmalar Tiksintiyi Nasıl Keşfetti?
Algoritmalar “tiksinti” kavramını bilmez. Ancak etkileşimi ölçerler. Durdurulan videolar, yeniden oynatılan sahneler, yorum yazılan içerikler, paylaşılan ama “beğenilmeyen” gönderiler… Tüm bu veriler, algoritmalara şu bilgiyi verir:
İnsanlar bu içerikten nefret ediyor ama bakmaktan da vazgeçemiyor.
Bu, algoritmik sistemler için son derece değerlidir. Çünkü dikkat ekonomisinde önemli olan olumlu duygu değil, yoğun duygudur. Tiksinti, yoğunluğun en saf hallerinden biridir.
Zamanla algoritmalar, insan zihninin sınırlarına yaklaşan içeriklerin daha fazla etkileşim ürettiğini “öğrenir”. Böylece sistem, bilinçli bir niyet olmaksızın şu yönde evrilir:
Daha fazla sınır ihlali, daha fazla dikkat.
Bu süreçte ortaya çıkan şey, bireysel tercihlerden bağımsız, kendini besleyen bir algoritmik tiksinti döngüsüdür.
Dijital Kusmuk: Anlamın Parçalanması
Abject’in klasik örneklerinden biri kusmuktur. Çünkü kusmuk, bedene ait olanın bedenden dışarı fırlamasıdır. Ne tamamen içerdedir ne de tamamen dışarıda. Dijital dünyadaki anlamsız içerik akışı da benzer bir etki yaratır.
Sosyal medya akışı:
- Sürekli akar
- Biriktirir
- Ama hiçbir şeyi sindirmez
Bu içerikler tüketilmez; maruz kalınır. Kullanıcı anlam üretmez; sadece taşan verinin altında kalır. Böylece dijital ortam, kolektif bir “kusma alanına” dönüşür: Sürekli üretilen, sürekli dışarı atılan ama hiçbir zaman temizlenmeyen bir fazlalık.
Bu durum, öznenin kendilik sınırlarını zayıflatır. Çünkü anlam kuramayan zihin, zamanla ayırt etme yetisini kaybeder.
Abject ve Hapis Hissi: Neden Çıkamıyoruz?
Tiksinti normalde kaçınma davranışı üretir. Ancak dijital ortamda tiksinti, kaçışı değil bağımlılığı tetikler. Bunun nedeni, algoritmik yapının abject’i kontrollü dozlarda sunmasıdır.
Ne tamamen dayanılmaz
Ne tamamen anlamlı
Bu arada kalmışlık, kullanıcıyı sürekli ekrana bağlar. Öznenin zihni şu döngüye girer:
“Bir sonraki içerik belki farklıdır.”
Ama asla farklı olmaz. Çünkü sistemin amacı farklılık değil, sürdürülmüş dikkattir.
Bu nedenle dijital tiksinti, yalnızca estetik bir problem değil; özgürlüğü sınırlayan bir bilişsel mimaridir.
Sentetik Epistemoloji Perspektifinden Abject
Sentetik Epistemoloji açısından bakıldığında, burada yaşanan şey basit bir “kötü içerik” sorunu değildir. Sorun, bilginin üretim biçiminin dönüşmesidir.
Yapay zekâ ve algoritmalar:
- Anlamı hedeflemez
- Hakikati umursamaz
- Sadece örüntüleri çoğaltır
Bu çoğaltma süreci, anlamdan kopuk hale geldiğinde, ortaya sentetik ama epistemik olarak boş bir alan çıkar. Abject içerikler, bu boşluğun en görünür semptomlarıdır.
Sentetik Epistemoloji, bu noktada şunu savunur:
İnsan, nihai süzgeçtir.
Eğer bu süzgeç devre dışı bırakılırsa, algoritmik sistemler insan zihninin sınırlarını keşfetmekle kalmaz; bu sınırları sürekli ihlal eden bir norm üretir.
Sonuç: Tiksintiyi Tanımak Bir Direniştir
Dijital dünyada tiksinti hissetmek, zayıflık değildir. Aksine, bu his hâlâ sınırlarımızın tamamen çözülmediğinin göstergesidir. Abject, düzeni tehdit eder ama aynı zamanda düzenin varlığını da ifşa eder.
Bu nedenle yapılması gereken şey, tiksintiyi bastırmak ya da görmezden gelmek değil; onu okumak, tanımak ve adlandırmaktır.
Çünkü ancak adlandırılan şey, iktidarını kaybeder.

