Sanat eserinin değerini çoğu zaman onun tek olmasına bağlarız. Biricik olanın özgün, çoğaltılanın ise kopya olduğunu düşünürüz. Oysa özgün baskı sanatı bu kolay ayrımı bozar. Aynı kalıptan birden fazla baskı alınabilir; fakat ortaya çıkan eserler başka bir çalışmanın çoğaltılmış görüntüsü değildir. Sanatçının seçtiği teknik, hazırladığı yüzey, kullandığı mürekkep ve baskı sürecine yaptığı doğrudan müdahale, her yapıtı özgün üretimin parçası hâline getirir.
İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’nin özel koleksiyonundan hazırlanan “İMOGA’dan İzler” sergisi, 3 Haziran–24 Eylül 2026 tarihleri arasında BonVivant Alsancak’ta izleyiciyle buluşuyor. BonVivant’ın 35. sergisi olan seçki, farklı kuşaklardan 35 sanatçının 75 eserini bir araya getiriyor.
Sergide Adnan Çoker, Adnan Turani, Ali Teoman Germaner, Avni Arbaş, Burhan Doğançay, Cihat Burak, Ergin İnan, Erol Deneç, Ferruh Başağa, Mehmet Güleryüz, Mustafa Ayaz, Şenol Yorozlu ve Süleyman Saim Tekcan gibi Türkiye sanat tarihinin farklı dönemlerinde etkili olmuş isimlerin yanı sıra Eda Tekcan, Elvan Tekcan, Hakan Esmer, Hasan Kıran ve İdil Üstünel gibi daha sonraki kuşaklardan sanatçıların çalışmaları da yer alıyor. Böylece seçki, yalnızca tanınmış sanatçıları aynı mekânda buluşturmuyor; özgün baskının kuşaklar arasında aktarılan bir üretim kültürü olduğunu da görünür kılıyor.
Bir görüntünün değil, üretim kararının tekrarı

İMOGA, Süleyman Saim Tekcan’ın farklı dönemlerde kurduğu baskı atölyelerinde oluşan eser ve deneyim birikiminin ardından 2004 yılında Türkiye’nin ilk özgün baskı resim müzesi olarak hayata geçirildi. Müze yalnızca yapıtların korunduğu bir koleksiyon alanı olarak değil; gravür, serigrafi, linolyum ve litografi gibi tekniklerde üretimin sürdürüldüğü yaşayan bir atölye ve bellek merkezi olarak çalışıyor.
“İMOGA’dan İzler” sergisini önemli kılan nokta da burada ortaya çıkıyor. Sergi, özgün baskıyı resmin daha erişilebilir veya çoğaltılabilir bir alt türü olarak değil, kendi araçları ve kuralları bulunan bağımsız bir sanat alanı olarak düşünmeye çağırıyor.
Bir gravürde metal yüzeyin oyulması, litografide taşın hazırlanması, serigrafide kalıbın oluşturulması ya da linol baskıda yüzeyin kesilmesi yalnızca teknik aşamalar değildir. Sanatçının görüntüyü nasıl kuracağına ilişkin kararları bu işlemlerin içinde biçimlenir. Presin basıncı, kâğıdın dokusu ve mürekkebin yoğunluğu sonuç üzerinde doğrudan etkili olur. Baskı, tamamlanmış bir resmin sonradan çoğaltılması değil; eserin daha başlangıçtan itibaren baskı yoluyla düşünülmesidir.
Bu nedenle serginin adındaki “iz”, yalnızca sanatçıların Türkiye sanat tarihinde bıraktıkları etkiyi anlatmaz. Baskı yüzeyinde oluşan fiziksel iz, sanatçı ile malzeme arasındaki karşılaşmanın kaydıdır. Aynı kalıp yeniden kullanılsa bile her baskı, bu karşılaşmayı yeniden gerçekleştirir. Çokluk burada eserin değerini azaltan bir tekrar değil, sanatçının kararını farklı yüzeylerde sürdüren bir yapı hâline gelir.
Serginin bir müze koleksiyonundan çıkarak BonVivant’ın gündelik yaşamla iç içe geçen mekânına taşınması da bu açıdan anlamlıdır. İMOGA’nın İstanbul’da koruduğu üretim hafızası, İzmir’de yeni bir izleyici çevresiyle buluşurken koleksiyon kapalı bir arşiv olmaktan çıkar. Geçmişte üretilen eserler yalnızca korunmaz; başka bir şehirde, başka bir zamanda ve başka bakışlar altında yeniden dolaşıma girer.
“İMOGA’dan İzler”, özgünlüğün yalnızca tek ve tekrarlanamaz nesnelerde aranamayacağını hatırlatıyor. Bazen sanatın gücü, bir görüntünün yalnızca bir kez ortaya çıkmasında değil; aynı üretim düşüncesinin her baskıda yeniden iz bırakabilmesindedir.
İMOGA’dan İzler, 24 Eylül 2026’ya kadar BonVivant Alsancak’ta ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Sergi duyurusuna göre mekân pazar günü dışında 09.00–20.00 saatleri arasında açık; perşembe günleri ziyaret süresi 20.30’a kadar uzuyor.

