“Neşem yerinde” gündelik dilde çoğu zaman açıklama gerektirmeyen bir cümledir. İyi olduğumuzu, hayatın yolunda gittiğini söyleriz. Gökçe Sözen’in aynı adı taşıyan yeni kişisel sergisinde ise cümlenin bu rahatlığı bozuluyor. Çünkü burada neşe hüznün karşıtı değil; onunla aynı bedende bulunabilen, zaman zaman onu örten, bazen de onun içinden çıkan bir hâl olarak ele alınıyor.
“Neşem Yerinde”, 12–27 Ekim 2026 tarihleri arasında Asmalımescit’teki Noah Kültür & Sanat’ta izleyiciyle buluşacak. Dans eden figürler, büyük bedenler ve Türkiye’nin görsel belleğinde güçlü bir yer edinmiş Zeki Müren, Huysuz Virjin ve Fedon gibi isimler serginin dünyasına dahil oluyor. Fakat buradaki birlikteliği bir popüler kültür portreleri dizisi olarak düşünmemek gerekiyor. Sözen’in ilgilendiği alan daha çok bedenin nasıl göründüğü, kendisini nasıl sunduğu ve neşenin hangi noktada bir sahne hâline geldiği.
Bir insan gülerken üzgün olabilir mi? Gösterişli olan aynı anda kırılgan olabilir mi? Neşeyi sergilemek ile gerçekten neşeli olmak arasında nasıl bir fark vardır?
Serginin hareket ettiği yer biraz burası.
Neşe burada mutluluk anlamına gelmiyor
“Neşem Yerinde”in düşünsel referanslarından biri Baruch Spinoza. Spinoza’nın duygular üzerine düşüncesinde neşe yalnızca hoş bir ruh hâli değildir; insanın etkinlik ve var olma gücünün artışıyla ilişkilidir. Hüzün ise bu gücün azalmasına işaret eder. Dolayısıyla neşe ile hüzün sabit karakter özelliklerinden çok, bedenin ve insanın dünyayla ilişkisi içinde sürekli değişebilen kuvvetler olarak düşünülebilir.
Sözen’in sergisindeki bedenlere bu açıdan bakıldığında “neşe” de yüzlerdeki basit bir tebessüm olmaktan çıkıyor.
Dans etmek, taşkın davranmak, görünür olmak, süslenmek veya sahneye çıkmak bedensel bir genişleme yaratabilir. Fakat aynı beden yorgun, kırılgan veya yalnız da olabilir. Serginin neşe ile hüznü birbirinden ayırmak yerine yan yana tutması, bu ikili duruma alan açıyor.
Burada Jean Genet bağlantısı da devreye giriyor. Genet’nin dünyasında sahne, rol, maske, arzu ve yapaylık yalnızca gerçeği saklayan katmanlar değildir; kimi zaman kişinin kendisini kurduğu alanlardır. “Neşem Yerinde”de de sahne olgusu yalnızca tiyatroya ilişkin bir dekor olarak değil, bedenin başkalarının bakışı altında kendisini üretme biçimi olarak düşünülebilir.
Bu nedenle Zeki Müren veya Huysuz Virjin gibi figürlerin sergide belirmesi tesadüfi görünmüyor.
Zeki Müren’in sahne kostümleri, jestleri ve yıllar içinde oluşturduğu görünür kimlik; Huysuz Virjin’in sahne personası; Fedon’un eğlence ve yaz kültürüyle özdeşleşmiş kamusal imgesi birbirinden farklı olmakla birlikte ortak bir noktaya sahip: Kişinin kamusal görüntüsü ile özel bedeni arasında kurulmuş güçlü bir sahne.
Sözen bu isimleri sanat tarihsel portreler olarak sınıflandırmak yerine neşe, ihtişam, aşırılık ve kırılganlığın birlikte düşünülebileceği bir görsel belleğin içine yerleştiriyor.
Serginin büyük bedenlere ve dans eden figürlere yönelmesi de benzer bir soruyu açıyor. Batı sanatının uzun tarihinden günümüzün reklam ve sosyal medya görüntülerine kadar beden sürekli olarak ölçülmüş, idealize edilmiş ve belirli güzellik kalıpları içinde değerlendirilmiş durumda. Burada ise bedenin hacmi, hareketi ve taşkınlığı saklanacak özellikler olarak değil, görüntünün doğrudan konusu hâline geliyor.
Dolayısıyla “güzellik” de sabit bir ölçü olmaktan çıkıyor.
Gökçe Sözen’in resminde beden yeni bir konu değil
“Neşem Yerinde”, Gökçe Sözen’in önceki üretimlerinden bütünüyle kopuk bir yönelim değil.
Sanatçı lisans, yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimlerinin tamamını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde gerçekleştirdi. Bugün Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor; akademik araştırma alanları arasında resim, plastik sanatlar, disiplinlerarası sanat ve yerleştirme bulunuyor.
Sözen’in 2025’te İstanbul Concept Gallery’de açılan “Arzunla Girdin İçeri” adlı kişisel sergisi de doğrudan beden, arzu ve haz üzerine kurulmuştu. Jacques Lacan’ın arzu ve özne ilişkisine göndermeler taşıyan o sergide beden, yalnızca temsil edilen bir nesne olmaktan çıkarılarak bakış ve arzunun üzerinde çalıştığı bir yüzey olarak ele alınıyordu.
“Neşem Yerinde” bu hattı başka bir yöne doğru genişletiyor.
Arzu bu kez yerini bütünüyle terk etmiyor; fakat bedenin çevresine neşe, melankoli, sahne, gösteri ve kırılganlık ekleniyor. Böylece mesele yalnızca “ne istediğimiz” değil, kendimizi başkalarının önünde hangi görüntüler aracılığıyla kurduğumuz sorusuna da açılıyor.
Sözen ayrıca mart ayında Noah Kültür & Sanat’ta düzenlenen “Kendine Ait Bir Yer” karma sergisinde de yer almıştı. Beykoz Üniversitesi ve Noah Kültür Sanat iş birliğindeki sergi, kadın sanatçıların üretim alanlarını ve öznelliklerini beden, hafıza ve kamusal alan gibi kavramlarla birlikte ele alıyordu. Beykoz Üniversitesi Bu açıdan yeni kişisel sergi, sanatçının aynı mekânla kurduğu ilişkinin de devamı niteliğinde.
Ama “Neşem Yerinde”i ilginç kılan yalnızca bu düşünsel referanslar değil.
Serginin başlığı gündelik ve hatta hafif bir ifade kullanıyor. Spinoza, Genet, beden politikaları veya temsil tartışmaları gibi ağır teorik başlıklardan herhangi birini adına taşımıyor. Tam tersine, birinin “nasılsın?” sorusuna verebileceği en sıradan cevaplardan birini seçiyor.
Belki bu tercih serginin kurduğu gerilimi daha iyi anlatıyor.
Çünkü bazen “neşem yerinde” dediğimiz anda gerçekten neşeliyizdir. Bazen bunu başkalarını rahatlatmak için söyleriz. Bazen de hüzün ortadan kalkmadığı hâlde yaşamaya, dans etmeye, gülmeye ve görünmeye devam ederiz.
Sözen’in sergisindeki kahkaha ile melankolinin, ihtişam ile sıradanlığın ve kırılganlık ile taşkınlığın aynı yüzeyde bulunabilmesi de bu yüzden birbirini dışlamıyor.
“Neşem Yerinde”, neşeyi hüznün sona erdiği yer olarak değil, kimi zaman onunla birlikte yaşayabilme biçimi olarak düşünmeye açıyor.
Gökçe Sözen – Neşem Yerinde
Noah Kültür & Sanat, Asmalımescit / İstanbul
12–27 Ekim 2026
Açılış: 12 Ekim, 19.00

1 Yorum
Pingback: Kaş Tiyatro Günleri, Dirmit ile İlk Kez Patara’da – Fikir Sanat