Netflix’in yeni duygusal filmi
Netflix’in yeni filmi Olağanüstü Akıllı Yaratıklar (Remarkably Bright Creatures), Shelby Van Pelt’in 2022 tarihli çok satan romanından uyarlandı. Film, küçük bir sahil kasabasındaki akvaryumda çalışan Tova’nın, amaçsızca sürüklenen genç bir adamın ve akvaryumun en özel sakini olan dev Pasifik ahtapotu Marcellus’un kesişen hikâyelerini anlatıyor. Netflix’in resmi sayfasında film; dul bir kadının, zeki bir ahtapot ve hayatında yönünü kaybetmiş genç bir adamla bağ kurduğu hareketli bir dram olarak tanımlanıyor.
Başrolde iki Oscar ödüllü Sally Field yer alıyor. Field, eşini ve oğlunu kaybettikten sonra insanlarla bağ kurmakta zorlanan Tova Sullivan’a hayat veriyor. Lewis Pullman, kasabaya gelen Cameron karakterini canlandırırken, Marcellus adlı ahtapota Alfred Molina sesiyle eşlik ediyor.
Hikâye ne anlatıyor?
Tova, geceleri akvaryumda temizlik yapan yaşlı bir kadındır. Dışarıdan bakıldığında hayatını düzenli ve sessiz biçimde sürdürür. Fakat bu düzenin altında derin bir kayıp duygusu vardır. Oğlunun trajik ölümü, Tova’nın insanlarla arasına görünmez bir mesafe koymuştur.
Akvaryumda yaşayan Marcellus ise filmin beklenmedik tanığıdır. Zeki, inatçı, biraz huysuz ama çevresinde olan biteni şaşırtıcı bir dikkatle izleyen bu ahtapot, hikâyenin yalnızca sevimli tarafı değildir. O, insanların söyleyemediği şeyleri hisseden, parçaları birleştiren ve sessizce bağ kuran bir varlık gibi durur.
Film, Tova’nın yasını doğrudan büyük cümlelerle anlatmak yerine, gündelik hareketlerin içine yerleştiriyor. Bir akvaryum koridoru, gece vardiyası, suyun arkasından bakan bir canlı, yarım kalmış bir hayat ve beklenmedik bir dostluk… Olağanüstü Akıllı Yaratıklar, duygusunu tam da bu küçük temaslardan kuruyor.
Ağlatan ama karamsar olmayan bir film
Film, izleyiciye ağır bir yas hikâyesi anlatırken bütünüyle karanlık bir tona yaslanmıyor. Aksine, eleştirilerde sıkça vurgulanan “sıcaklık” duygusu burada belirleyici. CinemaBlend’in derlediği eleştirilerde film için en sık tekrar eden kelimenin “warm” yani “sıcak” olması boşuna değil; birçok eleştirmen yapımı teselli eden, kalbe dokunan, eski usul bir duygu filmi olarak tanımlıyor.
Bu sıcaklık, filmin acıyı hafifletmesi anlamına gelmiyor. Daha çok, acının içinde hâlâ bağ kurma ihtimalinin kalabildiğini gösteriyor. Tova’nın hikâyesi, kaybın insanı nasıl kapatabileceğini anlatırken; Marcellus ve Cameron’la kurduğu ilişki, kapanan yerlerin bazen beklenmedik temaslarla yeniden açılabileceğini gösteriyor.
Sally Field’ın sakin gücü
Sally Field’ın performansı, filmin duygusal merkezini taşıyor. Field, Tova’yı büyük dramatik patlamalarla değil, daha çok sessizlik, bakış ve ölçülü kırılganlık üzerinden kuruyor. PEOPLE’a verdiği röportajda Field, karakterin kendisini etkilediğini ve kitabın birkaç bölümünü okuduktan sonra projeye dahil olmak istediğini söylüyor.
Bu tercih filmde hissediliyor. Tova, izleyiciye kendini hemen açan bir karakter değil. İçinde taşıdığı yas, davranışlarının arkasında ağır ama sessiz biçimde duruyor. Field’ın oyunu da bu sessizliği büyütüyor. Karakterin acısı seyirciye zorla gösterilmiyor; yavaş yavaş sezdiriliyor.
FikirSanat’ın kör noktası
Olağanüstü Akıllı Yaratıklar’ın asıl meselesi, bir insanın bir ahtapotla dost olması değil. Filmin daha derin sorusu şu: İnsan, başka bir canlı tarafından görülünce kendine yeniden dönebilir mi?
Modern anlatılarda iyileşme çoğu zaman konuşmakla, itiraf etmekle, yüzleşmekle ilişkilendirilir. Bu film ise başka bir yol öneriyor. Tova’nın iyileşmesi önce konuşarak değil, görülerek başlıyor. Marcellus’un varlığı tam da bu yüzden önemli. O insan değil, ama bakıyor. Konuşmuyor, ama fark ediyor. Müdahale etmiyor gibi duruyor, ama hikâyenin görünmeyen bağlarını taşıyor.
Bu noktada film, insan merkezli bakışımızı hafifçe yerinden oynatıyor. Bazen insanı insana döndüren şey başka bir insan değildir. Bazen bir canlı, bir mekân, bir rutin ya da bir sessizlik, içimizde donmuş kalan şeyi hareket ettirebilir.
Sonuç
Olağanüstü Akıllı Yaratıklar, izleyiciyi şaşırtıcı olay örgüsüyle değil, duygusal sadeliğiyle yakalayan bir film. Çok büyük sözler söylemeden, yasın içinden geçen bir kadının yeniden bağ kurma ihtimalini anlatıyor.
Netflix’in bu uyarlaması, ahtapot figürünü yalnızca sevimli bir anlatı aracı olarak kullanmıyor. Marcellus, filmin içinde insanın kendi yalnızlığına dışarıdan bakabilmesini sağlayan sessiz bir tanık gibi çalışıyor.
Belki de filmin etkisi burada saklı: Bazen iyileşmek, birinin bize ne söyleyeceğini bulmasıyla değil, bizi gerçekten fark etmesiyle başlar.

