Ti West’in 2022 tarihli Pearl filmi, ilk bakışta bir korku karakterinin köken hikâyesi gibi görülebilir. X filminde karşılaştığımız yaşlı Pearl’ün gençliğine dönen yapım, onun nasıl şiddete yöneldiğini gösterir. Fakat filmde asıl mesele kötülüğün nereden geldiğini açıklamak değildir. Pearl’ün hikâyesi, istediği hayat ile içinde yaşamak zorunda olduğu hayat arasındaki mesafenin giderek dayanılmaz hale gelmesi üzerine kuruludur.

Hikâye 1918 yılında geçer. Pearl, ailesinin çiftliğinde hasta babasına ve otoriter annesine bakmaktadır. Kocası Howard savaş nedeniyle uzaktadır. Dünyası birkaç bina, hayvanlar, tarlalar ve ailesinin beklentileriyle sınırlıdır. Buna karşılık Pearl kendisini başka bir hayat için yaratılmış olduğuna inandırmıştır. Dans etmek, filmlerde görünmek ve insanların kendisine bakmasını istemektedir. Onun için şöhret yalnızca başarı anlamına gelmez; var olduğunun kanıtıdır.

Bu nedenle Pearl’ün hayali sıradan bir meslek arzusundan daha fazlasıdır. Sahneye çıkmak, bulunduğu çevreden kurtulmanın ve başka biri olmanın yolu olarak görülür. Pearl yalnızca çiftlikten ayrılmak istemez; mevcut kimliğinden de kaçmak ister. Gündelik hayatını katlanılmaz hale getiren şey yoksulluk ya da çalışmak zorunda olması kadar, kendisinin özel olduğuna ilişkin inancının çevresindeki dünya tarafından doğrulanmamasıdır.

Ti West bu çatışmayı filmin görsel diliyle özellikle belirginleştirir. Pearl, karanlık ve soluk bir korku filmi estetiğini tercih etmez. Renkler canlıdır, gökyüzü mavidir, çimenler parlak yeşildir ve mekânlar eski Hollywood melodramlarını hatırlatan doygun tonlarla çekilmiştir. Film görsel olarak ne kadar neşeli görünürse Pearl’ün iç dünyası o kadar rahatsız edici hale gelir.

Bu tercih yalnızca biçimsel bir oyun değildir. Pearl dünyayı zaten bir film gibi görmek istemektedir. Yaşadığı hayatı geçici bir dekor, kendisini ise henüz keşfedilmemiş bir yıldız olarak düşünür. Sinema onun için gerçeklikten kaçışın ötesinde, başka bir kimliğin mümkün olduğuna ilişkin kanıttır. Perdede gördüğü kadınlar çiftlikte yaşamaz; seyredilir, alkışlanır ve hatırlanırlar. Pearl’ün arzuladığı şey de tam olarak budur.

Mia Goth’un performansı filmin bu yönünü taşıyan temel unsurdur. Pearl’ün yüzü sürekli olarak dışarıya sunulmak üzere hazırlanmış gibidir. Gülümser, dans eder, poz verir ve kendi hayatını sanki görünmez bir seyircinin önünde oynar. Fakat bu performansın altında yoğun bir öfke bulunur. Çünkü gerçek hayat, onun kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi doğrulamaz.

Filmdeki en önemli kırılmalardan biri Pearl’ün dans seçmeleridir. Pearl bu anı hayatının başlangıcı olarak görür. Sahneye çıkarsa her şey değişecek, çiftlik geride kalacak ve sonunda başkaları onun özel olduğunu fark edecektir. Ancak seçilmediğinde yalnızca bir iş fırsatını kaybetmez. Kendi hakkında kurduğu anlatı da çökmeye başlar.

Ti West’in Pearl filminde Mia Goth’un canlandırdığı Pearl karakteri

Bu noktada film, Amerikan kültüründeki “kendini yaratma” düşüncesine de temas eder. Bireyin yeterince ister, çalışır ve cesaret gösterirse bulunduğu koşulları aşabileceği fikri, Amerikan kültürünün güçlü mitlerinden biridir. Pearl de buna inanır. İçinde büyük bir yetenek bulunduğunu ve doğru fırsat geldiğinde dünyanın bunu fark edeceğini düşünür.

Ancak Pearl bu mitin karşısına daha sert bir gerçeklik koyar: Ya herkes özel değilse? Ya arzu, yetenek ve başarı arasında zorunlu bir bağ yoksa? Ya insan bütün hayatını başka biri olmayı isteyerek geçirdiği halde bunu başaramazsa?

Pearl’ün çöküşü burada başlar. Başarısızlığı yalnızca dış dünyanın kendisine karşı işlediği bir haksızlık olarak yorumlar. Başkalarının sahip olduğu hayat, sevgi ve özgürlük onun gözünde giderek dayanılmaz hale gelir. İnsanları artık yalnızca kişiler olarak değil, kendisinin ulaşamadığı şeylerin temsilcileri olarak görmeye başlar.

Şiddet de bu nedenle filmde yalnızca sadizmle açıklanmaz. Pearl öldürerek kendisine engel olduğunu düşündüğü dünyayı ortadan kaldırmaya çalışır. Kontrol edemediği hayat karşısında şiddet, kontrol kurabildiği birkaç alandan birine dönüşür. Sahnenin merkezinde yer alamıyorsa kendi sahnesini yaratacaktır.

Ti West’in Pearl filmi afişi

Bu durum filmin görünürlük meselesini bugüne de yaklaştırır. Pearl’ün yaşadığı dönem sosyal medyadan yaklaşık bir yüzyıl öncedir, fakat karakterin temel ihtiyacı son derece tanıdıktır: görülmek, fark edilmek ve başkalarının bakışı aracılığıyla değer kazanmak.

Pearl kendisini yalnızken yeterli bulmaz. Onun özel olduğunu gösterecek bir seyirciye ihtiyaç duyar. Bu yüzden görünürlük arzusu zamanla varoluşsal bir probleme dönüşür. Kimse onu seyretmiyorsa Pearl kimdir?

Filmin sonunda Mia Goth’un yüzünde uzun süre kalan gülümseme, bu meselenin en açık ifadesidir. Pearl gülümsemeye çalışır fakat yüzündeki ifade giderek acı verici hale gelir. O anda artık seyirci ile karakter arasındaki bütün mesafe ortadan kalkar. Pearl hâlâ kendisini sunmaktadır; hâlâ rolünü bırakmaz.

Buradaki korku kan ya da cinayet değildir. Korkutucu olan, performansın artık sona erememesidir.

Pearl bu nedenle bir seri katilin başlangıç hikâyesinden çok, kendisi için hayal ettiği hayat gerçekleşmediğinde bunu kabul edemeyen bir insanın portresidir. Ti West, korku türünün araçlarını kullanarak başarı, görünürlük ve bireysel farklılık üzerine daha geniş bir mesele kurar.

Pearl’ün trajedisi ünlü olamaması değildir. Asıl trajedi, sıradan bir hayatın kendisi için yaşanmaya değer olduğuna hiçbir zaman inanamamasıdır.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version