Sovyet sinemasını yalnız propaganda filmleri, savaş destanları ya da Tarkovski’nin ağır ve şiirsel sinemasıyla sınırlandırmak eksik olur. Aynı sinema geleneğinin içinde bir çocuğun savaşla parçalanan dünyası da vardır, bilim ve toplum üzerine karanlık bir hiciv de, kayıp mücevherlerin peşinden koşan iki fırsatçının absürt macerası da.

Andrey Tarkovski’nin “İvan’ın Çocukluğu”, Vladimir Bortko’nun “Köpek Kalbi” ve Leonid Gaidai’nin “On İki Sandalye”si, Sovyet sinemasının birbirinden oldukça farklı üç yönünü gösteriyor. Filmler arasında yaklaşık çeyrek yüzyıl bulunuyor; anlatım biçimleri, türleri ve tarihsel bağlamları da birbirine benzemiyor. Fakat üçünün de ortak bir yanı var: insanı büyük ideallerin içinden değil, çoğu zaman onların bıraktığı çatlaklardan göstermeleri.

İvan’ın Çocukluğu: Savaşın kahramanı değil, kayıp çocuğu

İvanın Çocukluğu Afiş Tasarımı

Andrey Tarkovski’nin 1962 tarihli ilk uzun metraj filmi “İvan’ın Çocukluğu”, II. Dünya Savaşı’nı cephede kazanılan zaferler üzerinden anlatmaz. Filmin merkezinde, ailesini savaşta kaybettikten sonra Sovyet ordusu adına keşif yapan on iki yaşındaki İvan vardır.

İvan küçük bedeni sayesinde düşman hatlarının arkasına geçebilir. Askerler onu korumaya çalışır, onu askeri okulda daha güvenli bir hayata göndermek isterler; fakat İvan bunu reddeder. Savaş artık onun için yalnız dışarıdaki bir tehlike değildir. Hayatının geri kalanını belirleyen temel gerçekliğe dönüşmüştür.

Tarkovski’nin filmi tam da burada klasik savaş sinemasından ayrılır. İvan cesurdur, görevlerini yerine getirir ve korkusunu gizlemeyi öğrenmiştir. Fakat film onun bu özelliklerini kahramanlık anlatısına dönüştürmez. Çünkü İvan’ın asker gibi davranabilmesi, aslında çocukluğunu kaybetmiş olduğunun göstergesidir.

Filmin en unutulmaz bölümleri de savaş sahneleri değil, İvan’ın rüyalarıdır.

Annesi, orman, su, elmalar, güneş ve çocukluğun sıradan görüntüleri gerçek dünyanın karanlığına karşı belirir. Tarkovski savaş zamanı ile rüya zamanı arasında keskin bir görsel ayrım kurar. Cephe çamurlu, karanlık ve ağırdır; rüyalar ise ışıkla, hareketle ve doğayla doludur.

Bu karşıtlık filmi basit bir savaş karşıtı anlatının ötesine taşır. Kaybedilen yalnız hayatlar değildir. İvan’ın yaşayabileceği başka bir hayat da yok olmuştur.

Tarkovski’nin daha sonraki filmlerinde sürekli karşılaşacağımız su, hafıza, rüya ve zaman imgelerinin pek çoğu burada ilk kez belirginleşir. Bu nedenle İvan’ın Çocukluğu yalnız Tarkovski’ye başlangıç filmi değildir; yönetmenin bütün sinemasının küçük bir anahtarıdır.

Köpek Kalbi: Bir köpek insana dönüşürse ne olur?

köpek kalbi film afişi

Vladimir Bortko’nun 1988 tarihli “Köpek Kalbi”, Mihail Bulgakov’un 1925’te yazdığı aynı adlı eserinden uyarlandı.

Hikâye ilk bakışta grotesk bir bilimkurgu fikri üzerine kuruludur. Moskova’da yaşayan başarılı cerrah Profesör Preobrajenski, sokaktan aldığı Şarik adlı köpek üzerinde deney yapar. Köpeğe bir insanın hipofiz bezini ve bazı organlarını nakleder.

Deney başarılı olur.

Ya da en azından biyolojik açıdan öyle görünür.

Şarik zamanla insan biçimine dönüşmeye başlar. Konuşmayı öğrenir, kendisine Poligraf Poligrafoviç Şarikov adını verir ve yeni Sovyet toplumunun resmi kurumları içinde kendisine yer edinmeye çalışır.

Fakat ortaya çıkan insan profesörün beklediği türden “gelişmiş” bir varlık değildir. Şarikov kaba, saldırgan, fırsatçı ve çevresindeki herkesi rahatsız eden bir kişiliğe dönüşür.

Bulgakov’un hikâyesi ile Bortko’nun filmi burada bilimkurgu olmaktan çıkarak çok daha rahatsız edici bir soruya yaklaşır: İnsanı yalnız biyolojik müdahaleyle değiştirmek mümkün müdür?

Profesör beden üzerinde olağanüstü bir başarı elde eder fakat karakter, kültür ve ahlak laboratuvarda üretilemez.

Film aynı zamanda 1920’lerin Sovyet toplumundaki sınıf dönüşümünü, bürokrasiyi, ortak yaşam düzenini ve “yeni insan” yaratma düşüncesini sert bir mizahla ele alır. Şarikov’un hızla siyasi ve bürokratik dili öğrenmesi özellikle önemlidir. Eğitimli değildir fakat hangi kelimeleri kullanırsa güç kazanabileceğini kısa sürede keşfeder.

Profesör de filmde kusursuz bir aklın temsilcisi değildir. İnsan üzerinde deney yapabilecek kadar kendisine güvenen, sınıfsal ayrıcalıklarını koruyan ve çevresindeki yeni toplumsal düzeni küçümseyen bir figürdür.

Bu nedenle Köpek Kalbi seyirciye kolay bir taraf seçtirmez. Şarikov korkunçtur; fakat onu yaratan da profesördür.

Film 1988’de, Sovyetler Birliği’nin çözülmeye yaklaştığı glasnost döneminde çekildi. Bulgakov’un Sovyet döneminde uzun süre yayımlanamayan hicvinin bu kadar geç sinemaya aktarılması da filmin tarihsel ağırlığını artırır.

On İki Sandalye: Herkes aynı mücevherlerin peşinde

On İki Sandalye Film Afişi

Sovyet sinemasının tamamen başka bir yüzünü görmek için ise Leonid Gaidai’nin 1971 tarihli “On İki Sandalye”sine geçmek gerekir.

Ilf ve Petrov’un 1928 tarihli ünlü romanından uyarlanan film, devrim sonrasındaki Sovyet toplumunu büyük fikirler üzerinden değil, bir takım mobilyanın içine saklanmış mücevherlerin peşine düşen insanların gözünden anlatır.

Eski aristokrat İppolit Matveyeviç Vorobyaninov, ölmek üzere olan kayınvalidesinden aile mücevherlerinin devrim sırasında el konulmasın diye on iki sandalyeden birinin içine saklandığını öğrenir.

Sorun şudur: Sandalyeler çoktan birbirinden ayrılmıştır.

Vorobyaninov, mücevherleri bulmak için yola çıkar ve kısa süre sonra Sovyet edebiyatının en unutulmaz karakterlerinden biri olan Ostap Bender ile karşılaşır.

Bender profesyonel anlamda hiçbir şey değildir ve aynı zamanda neredeyse her şeydir. Dolandırıcıdır, girişimcidir, oyuncudur, ikna ustasıdır. İnsanları birkaç dakika içinde çözebilir ve hangi hikâyeyi anlatırsa karşısındakinden para alabileceğini bilir.

İki adam ülkeyi dolaşıp sandalyeleri ararken film erken Sovyet toplumunun küçük bir panoramasını çıkarır. Eski aristokratlar, memurlar, gazeteciler, tiyatrocular, apartman sakinleri ve çeşitli fırsatçılar bu yolculuk sırasında sırayla karşımıza çıkar.

Gaidai’nin komedisi hızlıdır; yanlış anlamalar, fiziksel mizah ve absürt durumlar sürekli birbirini takip eder. Fakat bütün bu komedinin altında oldukça acımasız bir insan gözlemi bulunur.

Herkes bir şeyin peşindedir.

Para, statü, rahatlık ya da yalnızca diğerlerinden biraz daha iyi yaşayabilme ihtimali.

Bender’in cazibesi de burada ortaya çıkar. Dünyanın nasıl işlediğine ilişkin herhangi bir yanılsaması yoktur. İnsanların ideallerinden çok zaaflarını anlar.

On İki Sandalye bu nedenle yalnız eski Sovyet yaşamıyla ilgili bir komedi değildir. İnsanların değerli olduğuna inandıkları bir şey ortaya çıktığında ne kadar hızlı değişebildiklerini anlatan evrensel bir hicivdir.

Üç filmde üç ayrı Sovyetler Birliği

Bu üç filmi birlikte izlemek Sovyet sinemasının ne kadar geniş bir alan olduğunu görmeyi kolaylaştırır.

İvan’ın Çocukluğu savaşın insan hayatında bıraktığı izi anlatır.

Köpek Kalbi insanı ve toplumu yeniden yaratma düşüncesini hicveder.

On İki Sandalye ise büyük toplumsal dönüşümün ortasında değişmeden kalan küçük insan hesaplarını gösterir.

Tarkovski sessizlik, rüya ve görüntüyle çalışır. Bortko grotesk mizahı ve diyaloğu kullanır. Gaidai ise ritmi ve komediyi öne çıkarır.

Birinde savaşın ortasında çocukluk kaybolur. Diğerinde bir köpeğe insan bedeni verilir ama insanlık verilemez. Üçüncüsünde ise bütün ülke değişmiş olsa bile insanlar hâlâ bir sandalyenin içine saklanmış mücevherlerin peşinden koşar.

Sovyet sinemasına giriş yapmak için de bu yüzden iyi bir üçlüdür. Aynı ülkenin sineması içinde şiirin, politik hicvin ve popüler komedinin ne kadar farklı biçimlerde gelişebildiğini gösterir.

Share.
Leave A Reply

Exit mobile version