Fener’in sessiz sokaklarından birinde, İstanbul’un yalnızca taşta, ahşapta ve cephelerde değil; koridorlarda, sınıflarda ve kapanmış kapıların ardında da saklandığını hatırlatan yapılardan biri var: Yuvakimyon Rum Kız Lisesi.
Yılın büyük bölümünde kendi içine çekilmiş gibi duran bu tarihî yapı, yılda yalnızca belirli dönemlerde kapılarını açıyor. Açıldığında ise ziyaretçiye yalnızca bir sergi deneyimi sunmuyor; İstanbul’un çok katmanlı hafızasını, bir okul binasının içinden yeniden okumaya çağırıyor.
Bu yıl okulun büyüleyici atmosferinde ziyaretçileri karşılayan sergi ise “Başka Biri Olmak İstemezdim” başlığını taşıyor. Küratörlüğünü Trexit Salvador’un üstlendiği sergi, yedi farklı galerinin birer sanatçıyla katıldığı özel bir seçki olarak Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nin sınıflarına, koridorlarına ve geçmişle yüklü mekânlarına yayılıyor.
Serginin çıkış noktası, mekânın kendi geçmişiyle doğrudan ilişkili. Bir zamanlar aynı sıralarda oturan öğrencilerin, yıllar içinde bambaşka hayatlara, karakterlere, yönlere ve hikâyelere ayrılması fikri, serginin ana duygusunu oluşturuyor. Bu nedenle “Başka Biri Olmak İstemezdim”, yalnızca eserlerin yan yana geldiği bir sergi değil; izleyiciyi kendi hayat çizgisiyle, geçmişte bıraktığı ihtimallerle ve bugünkü kimliğiyle yüzleştiren bir karşılaşma alanı.
Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nin hikâyesi 19. yüzyıla uzanıyor. Fener’de yaşayan Rum kız öğrencilerin Pera’daki okullara erişmekte zorlanmaları üzerine, 1850’lerde Rum kız çocukları için bir okul yapılması fikri doğuyor. 1879’dan sonra faaliyete geçen okul, bir dönem yaklaşık 600 öğrenciye ev sahipliği yapıyor. Ancak zamanla öğrenci sayısının azalması ve yeterli kapasiteye ulaşılamaması nedeniyle 1988 yılında kapılarını kapatıyor.
Adını, okul için arsayı bağışlayan Patrik II. Yuvakim’den alan yapı, bugün artık klasik anlamda bir eğitim kurumu değil. Fakat bu, onun öğretici gücünü kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine, okulun bugün ev sahipliği yaptığı kültürel ve sanatsal etkinlikler, mekânın hafızasını başka bir biçimde canlı tutuyor.

Bu noktada serginin Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nde kurulmuş olması tesadüf gibi görünmüyor. Çünkü okul binası, “kimdik, ne olduk, hangi ihtimallerden geçerek bugüne geldik?” sorusunu zaten kendi duvarlarında taşıyor. Bir sınıf yalnızca ders işlenen bir yer değildir; aynı zamanda beklentilerin, hayallerin, disiplinin, korkuların, dostlukların ve geleceğe dair ilk tasarıların kurulduğu yerdir. Bir okul kapandığında, geriye yalnızca boş odalar kalmaz; yarım kalmış sesler, silinmiş tahtalar, kullanılmayan merdivenler ve artık kimseyi çağırmayan ziller kalır.
“Başka Biri Olmak İstemezdim” sergisi tam da bu duygunun içinden konuşuyor. İzleyici, sınıflar ve koridorlar arasında dolaşırken yalnızca sanat eserlerine bakmıyor; aynı zamanda bir zamanlar burada kurulmuş hayat ihtimallerinin içinden geçiyor. Serginin temel sorusu basit ama güçlü: Aynı sıralarda otururken kimdik, şimdi kim olduk?
Bu soru, sergiyi kişisel bir deneyime dönüştürüyor. Çünkü herkesin hayatında bir okul sırası, bir pencere kenarı, bir defter arası, bir bahçe kapısı vardır. Bazen insanın kim olduğunu belirleyen şey büyük kararlar değil; çocuklukta oturduğu sıra, yürüdüğü sokak, baktığı manzara, kendisine biçilen ya da reddettiği roller olur.
Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nin pencerelerinden görülen İstanbul manzarası da bu deneyimin parçası. Burada manzara yalnızca güzel bir fon değil; geçmişle bugün arasındaki mesafeyi hissettiren sessiz bir tanık gibi duruyor. Fener’in tarihî dokusu, okulun taş duvarları, sınıfların boşluğu ve serginin kimlik sorusu birleştiğinde, ortaya yalnızca gezilecek bir sergi değil, hatırlanacak bir mekân çıkıyor.
FikirSanat açısından bu serginin asıl önemi, sanatın bir mekâna sonradan eklenmiş bir süs gibi durmamasında. Burada sergi, binanın geçmişini kullanmıyor; onunla konuşuyor. Mekân, eserlerin arka planı değil, serginin anlamını taşıyan ana unsurlardan biri hâline geliyor. Bu yüzden “Başka Biri Olmak İstemezdim”, izleyiciyi sadece sanatla değil, İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş eğitim, azınlık ve mahalle hafızasıyla da karşı karşıya getiriyor.
Bir okul binasının yılda yalnızca kısa süreliğine açılması, bu deneyimi daha da özel kılıyor. Çünkü bazı mekânlar her zaman açık olduğunda değil, nadiren göründüğünde daha güçlü konuşur. Yuvakimyon Rum Kız Lisesi de böyle yapılardan biri. Kapıları açıldığında yalnızca içeri girmiyoruz; İstanbul’un unutulmuş bir katmanına kısa süreliğine misafir oluyoruz.
Sergiyi ücretsiz olarak ziyaret etmek mümkün. 30 Mayıs son gün. Ziyaret saatleri her gün 11.00 – 18.00 arasında. Adres ise Balat Mahallesi, Tevkii Cafer Mektebi Sokak No: 10.
İstanbul’da bazı sergiler yalnızca görülmez; içinden geçilir. “Başka Biri Olmak İstemezdim” de onlardan biri. Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’nin koridorlarında dolaşırken, serginin sorduğu soru yavaşça kişisel bir soruya dönüşüyor: Bugün olduğumuz kişi, geçmişteki ihtimallerimizden hangisinin geride kalmış hâli?

