Salt Beyoğlu’ndaki “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları”, Özer Kabaş’ın bilinen deniz resimlerinden hareket ediyor ama orada kalmıyor. Sergi, sanatçının mühendislikten resme, sinemadan takı tasarımına ve sanat eğitimine uzanan üretimini 1960’lardan 1990’lara yayılan daha geniş bir kültür tarihi içinde yeniden kuruyor.
Bir sanatçıyı hatırlamanın kolay yollarından biri, onu tek bir görüntüyle özdeşleştirmektir. Özer Kabaş söz konusu olduğunda bu görüntü çoğunlukla denizdir: balıkçılar, kıyılar, liman işçileri, dalgalar ve denizin içinde veya çevresinde beliren figürler.
Fakat “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları” sergisinin çıkış noktası tam da bu daralmayı tersine çevirmek. Salt’ın yıllara yayılan arşiv ve araştırma çalışmasının ardından hazırlanan sergi, Kabaş’ı yalnızca belirli bir resim anlayışının temsilcisi olarak değil; resim yapan, film çeken, yazan, tasarlayan ve sanat eğitiminin dönüşümüne katılan bir kültür insanı olarak ele alıyor. Sergi, 16 Eylül 2026–14 Mart 2027 tarihleri arasında Salt Beyoğlu’nun ikinci ve üçüncü katlarına yayılıyor.
Bu genişliğin kökleri Kabaş’ın eğitiminde bile görülebiliyor. 1934 doğumlu sanatçı önce Robert Kolej Yüksek Okulu’nda mühendislik eğitimi aldı; ardından 1957–1962 arasında Yale School of Art’ta sanat eğitimi gördü. Salt’ın sergi araştırması, bu iki alanın Kabaş’ın düşünme biçiminde birbirini dışlamadığını; yapısal analiz ile sanatsal serbestliği birlikte kullanmasına imkân verdiğini öne çıkarıyor. Yale yıllarında Josef Albers üzerinden Bauhaus yaklaşımıyla tanışması da daha sonra Türkiye’deki sanat eğitimine taşıdığı önemli deneyimlerden biri oldu
Kabaş’ın sanat üzerine yazılarında geliştirdiği “sentez”, “montaj”, “yatay ve dikey etkiler” gibi kavramlar da bu düşünme biçiminin parçalarıydı. Sanatı yalnızca Doğu-Batı karşıtlığına veya figüratif-soyut ayrımına sıkıştırmıyor; sanatçının içinde yaşadığı kültür, tarih, coğrafya ve gündelik hayatla kurduğu ilişkinin daha belirleyici olduğunu savunuyordu. Gelenek onun için olduğu gibi korunacak donmuş bir miras değildi; Batı sanatı da doğrudan kopyalanacak bir model değildi.
Bu nedenle Denizaşırı yalnızca geriye dönük bir eser seçkisi değil. Kabaş’ın nasıl düşündüğünü gösterebilmek için resimlerin yanına yazılar, filmler, tasarım nesneleri ve arşiv belgeleri de yerleştiriliyor.
Deniz neden bu kadar merkezi?
Yine de deniz serginin merkezlerinden biri olmaya devam ediyor. Çünkü Kabaş için deniz yalnızca bir manzara değildi.
1970’lerden itibaren özellikle deniz, emek ve insan arasındaki ilişkiye yoğunlaştı. Balıkçıları, denizcileri ve liman işçilerini resmin ön planına taşıdı. Doğrusal perspektif yerine figürlerin, dalgaların ve başka görüntülerin üst üste geldiği kompozisyonlar kurdu. Denizi figürlerin arkasındaki dekor olarak değil, onları kuşatan ve hareket ettiren canlı bir unsur gibi kullandı.
Bu resimlerde deniz gerçek hayatla mitolojik dünyanın birbirine karışabildiği bir alan haline geliyor. Homeros’tan Anadolu efsanelerine uzanan anlatılar, adalar, yolculuklar ve denizde çalışan insanların gündelik hayatı aynı görsel dünyada buluşuyor. Özellikle Marmara Adası, sanatçının üretiminde ayrı bir yer tutuyor; sergide bu coğrafyayla bağlantılı çalışmalar da özel bir bölüm oluşturuyor.
Fakat serginin başlığındaki “denizaşırı” sözcüğü yalnızca bu deniz temasını karşılamıyor. Programı hazırlayan Tuğçe Kaplan’ın belirttiği gibi başlık, Kabaş’ın resmin dışına taşan çalışmalarına da gönderme yapıyor. Başka bir deyişle burada “öteki kıyı”, bir coğrafya olduğu kadar başka bir disiplin de olabilir.
Sergide bunun somut karşılıklarından biri sinema.
Kabaş’ın 1967 tarihli İstanbul Hatırası filmi ile Altan Gürman’la Marmara Adası’nda gerçekleştirdiği belgesel çalışma sergide yer alıyor. Bunlara Urart Sanat Atölyesi’nde tasarladığı takılar, özgün baskılar, resimler ve Salt Araştırma’daki Özer Kabaş Arşivi’nden belgeler eşlik ediyor. Mehmet Güleryüz, Fatma Tülin ve Sedat Pakay gibi Kabaş’ın farklı dönemlerde ilişki kurduğu sanatçıların yapıtlarının seçkiye dahil edilmesi de sergiyi tek kişinin kapalı biyografisi olmaktan çıkarıyor.
Buradaki “ve Zamanları” ifadesi tam olarak böyle anlam kazanıyor.
Sergi yalnızca “Özer Kabaş ne üretti?” sorusuna cevap aramıyor. Hangi insanlarla, hangi kurumlarda, hangi tartışmaların ortasında ürettiğini de görünür kılmaya çalışıyor.

Kaynak: saltonline.org
Robert Kolej’de 1964–1974 arasında öğretim üyeliği yapan Kabaş, Social Hall’un direktörlüğünü ve Sinema Kulübü’nün danışmanlığını üstlendi. Daha sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki Temel Sanat Eğitimi Kürsüsü’nün çekirdek kadrosunda bulundu. Yale’de karşılaştığı Bauhaus eğitim anlayışının izlerini burada sürdürdü; 1990’da profesör oldu ve 1998’deki ölümüne kadar akademide çalıştı.
Bu bilgiler serginin asıl iddiasını daha görünür hale getiriyor. Bir sanatçının kültür tarihindeki yeri yalnızca müzeye giren tablolarıyla oluşmayabilir. Verdiği ders, kurduğu bir sinema kulübü, yazdığı bir metin, başka bir sanatçının gelişimine yaptığı katkı veya ana pratiğinin dışında ürettiği küçük bir nesne de aynı hikâyenin parçasıdır.
Salt’ın Kabaş üzerine çalışması da doğrudan bir sergiyle başlamamış. Kurum önce sanatçının arşivini çalışarak 2022’de çevrimiçi erişime açmış, ardından yazılarını “Sentez ve Montaj: Özer Kabaş Yazıları” başlığı altında yayımlamış. Sergi bu araştırmanın sonraki aşaması olarak ortaya çıkmış. Tuğçe Kaplan, bu süreçte Kabaş’ın sanat tarihi yazımında çoğunlukla tek yönlü ele alındığını ve arşiv derinleştikçe pratiğinin beklenenden çok daha geniş olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor.
Bu yüzden Denizaşırı bir retrospektiften biraz farklı çalışıyor. Eserleri kronolojik olarak yan yana getirip bir kariyer özeti oluşturmak yerine, sanatçının farklı uğraşlarını birbirine bağlayan düşünsel ilişkileri araştırıyor.
Özer Kabaş’ın deniz resimleri elbette bu hikâyenin önemli parçası. Fakat sergiden çıkan daha ilginç sonuç şu olabilir: Bir sanatçıyı en çok tanındığı imgeler üzerinden hatırlamak, aynı zamanda onun başka alanlarda yaptıklarını unutmanın da yolu olabiliyor.
“Denizaşırı” bu unutulan alanları yeniden aynı masaya getiriyor.
Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları
📍 Salt Beyoğlu
📅 16 Eylül 2026–14 Mart 2027
🎟️ Salt’ın programlarına katılım ücretsiz.


1 Yorum
Pingback: Bir Ressam Neden Film Çeker? Özer Kabaş’ın Sinema ve “Montaj” Düşüncesi – Fikir Sanat