“Levantenlerin İstanbul’u İstanbul’un Levantenleri” sergisi, İstanbul’da yüzyıllar boyunca yaşamış Levanten toplulukların kent kültüründe bıraktığı izleri yeniden görünür kılıyor. Prof. Dr. Seza Sinanlar Uslu küratörlüğündeki sergi, 9 Ekim–8 Kasım 2026 tarihleri arasında İstiklal Sanat Galerisi’nde görülebilecek.
Bugün Beyoğlu’nda yürürken karşılaşılan apartmanlar, pasajlar, kiliseler, dükkânlar ve eski ticaret yapıları yalnızca İstanbul mimarisinin parçaları değildir. Bunların bir bölümü, kentin yüzyıllar boyunca Avrupa ile kurduğu ticari ve kültürel ilişkilerin içinde gelişen Levanten hayatının da izlerini taşır.
Fakat İstanbul’un kozmopolit geçmişi anlatılırken “Levanten” sözcüğü çoğu zaman birkaç tanınmış aileye, görkemli yapılara veya Pera’daki Avrupa yaşamına indirgenir. Oysa bu topluluğun kentle ilişkisi mimarlıktan ticarete, diplomasi ve matbaacılıktan eğlence hayatına, gündelik dilden yemek kültürüne kadar çok daha geniş bir alana yayılmıştır.
Levanten Kültür ve Mirasını Koruma Derneği tarafından hazırlanan “Levantenlerin İstanbul’u İstanbul’un Levantenleri” sergisi tam da bu dağınık hafızayı bir araya getirmeyi amaçlıyor. Küratörlüğünü sanat tarihçisi Prof. Dr. Seza Sinanlar Uslu’nun üstlendiği sergi, İstanbul’da yaşamış ve üretmiş Levantenleri yalnızca tarihsel kişiler olarak değil, kentin biçimlenmesine katılmış toplumsal bir çevre olarak ele alıyor.
Sergi aynı zamanda Levanten Kültür ve Mirasını Koruma Derneği’nin beşinci kuruluş yılına denk geliyor. 6 Aralık 2021’de kurulan dernek, aslında daha eskiye uzanan bir araştırma ve etkinlik ağının kurumsallaşmış hali. Derneğin kendi tarihçesine göre Levanten mirasına yönelik çalışmalar 2010’ların ortalarında konferanslar, kent gezileri ve arşiv çalışmalarıyla başlamış; 2021 sonunda resmî dernek yapısına kavuşmuştu.

Levanten kimdir?
Serginin açtığı meselelerden biri, sözcüğün kendisinde başlıyor. Çünkü “Levanten” kesin sınırları olan basit bir etnik tanım değil.
Akademik literatürde de kavramın kimleri kapsadığı konusunda tam bir görüş birliği bulunmuyor. Ortak çerçeve genellikle Avrupa kökenli olup Osmanlı coğrafyasında, özellikle Doğu Akdeniz liman kentlerinde yaşayan topluluklara işaret ediyor; ancak hangi milliyetlerin, hangi dönemlerin ve hangi hukuki statülerin bu tanımın içine girdiği tartışmalı. İstanbul söz konusu olduğunda hikâyenin önemli merkezleri Galata ve Pera. Bizans döneminden itibaren özellikle Ceneviz ve Venedik kökenli Latin topluluklarının ticaret üzerinden kentle bağ kurduğu biliniyor. 1453 sonrasında da Latin kökenli nüfusun İstanbul’daki varlığı devam etti. Daha sonraki yüzyıllarda elçiliklerin Pera’ya taşınması, dış ticaretin büyümesi ve Avrupa ile ekonomik ilişkilerin yoğunlaşması bölgenin karakterini değiştirdi. Güncel akademik çalışmalar, özellikle Galata-Pera ekseninde Levanten topluluklarının kent hayatındaki rolünün 19. yüzyılda belirgin biçimde arttığını gösteriyor.
Bugün Beyoğlu’nun “Avrupai” olarak tarif edilen tarihsel görüntüsünün önemli bir bölümü de bu dönemde şekillendi.
Ancak Levantenlerin İstanbul’a bıraktığı mirası yalnızca cephelerde veya konaklarda aramak yetersiz kalıyor. Kitapçılar, tüccarlar, bankerler, mimarlar, eczacılar, tercümanlar, fotoğrafçılar ve çeşitli meslek grupları kent yaşamının içinde yer aldı. Galata ile Pera, farklı dillerin ve toplulukların bir arada bulunduğu bir ticaret ve kültür merkezi haline geldi. SALT Araştırma arşivlerinde yer alan çalışmalar da Pera ve Galata’nın İstanbul’un kozmopolit geçmişini fiziksel olarak günümüze en güçlü şekilde taşıyan bölgeler arasında olduğunu vurguluyor.
Bu nedenle serginin başlığındaki iki yönlü ifade önemli: “Levantenlerin İstanbul’u” kadar “İstanbul’un Levantenleri” de söz konusu.
Bir tarafta Levanten topluluklarının yaşadığı ve kendi kurumlarını oluşturduğu bir İstanbul var. Diğer tarafta ise İstanbul’un sosyal, ekonomik ve kültürel yapısının bu toplulukları dönüştürdüğü uzun bir birlikte yaşama tarihi bulunuyor.
Serginin yalnızca tanınmış ailelere değil, dil, gelenek ve gündelik kültüre de yer vermeyi amaçlaması bu nedenle değerli. Çünkü bir topluluğun kentte bıraktığı iz her zaman büyük bir yapıyla görünür olmayabilir. Kullanılan bir kelime, bir dükkân kültürü, kutlanan bir bayram, yemek alışkanlığı veya artık var olmayan bir eğlence biçimi de şehir hafızasının parçasıdır.
Küratör Seza Sinanlar Uslu’nun çalışma alanları da bu çerçeveyle örtüşüyor. Uslu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e sergi kültürü, Pera sanat ortamı ve İstanbul’un kültürel hafızası üzerine çalışmalar yürütüyor. 2026’da Pera Müzesi’nde gerçekleştirilen bir konuşmada da Pera Salon Sergileri’nden Galatasaray Sergileri’ne uzanan süreç üzerinden İstanbul’daki sanat ortamının kurumsallaşmasını ele almıştı.
Bu bakımdan “Levantenlerin İstanbul’u İstanbul’un Levantenleri”, geçmişte yaşamış bir topluluğu nostaljik biçimde hatırlatan bir sergiden daha geniş bir soru ortaya koyuyor: İstanbul dediğimiz şehir gerçekten kimlerin ortak üretimi?
Kentlerin hafızası çoğu zaman tek bir kimliğin hikâyesi olarak anlatılmaya elverişli değildir. İstanbul’un sokakları da bunun en açık örneklerinden biri. Aynı yapıların, semtlerin ve kurumların arkasında farklı dillerden, dinlerden ve topluluklardan insanların üst üste binmiş hikâyeleri bulunuyor.
Levantenlerin izi de bu katmanlardan biri.
“Levantenlerin İstanbul’u İstanbul’un Levantenleri”, bu izi yeniden görünür hale getirmek üzere 9 Ekim–8 Kasım 2026 tarihleri arasında Beyoğlu Belediyesi’ne bağlı İstiklal Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşacak.
Levantenlerin İstanbul’u İstanbul’un Levantenleri
Küratör: Prof. Dr. Seza Sinanlar Uslu
📅 9 Ekim–8 Kasım 2026
📍 İstiklal Sanat Galerisi, Beyoğlu
Düzenleyen: Levanten Kültür ve Mirasını Koruma Derneği

