İstanbul’da bazı heykeller, sanat tarihindeki yerlerinden çok gündelik hayatın içinde kazandıkları görünürlükle hatırlanır. Eyüpsultan Alibeyköy’de bulunan ve tepesinden su akan büyük Mısır Heykeli de bu örneklerden biridir. Ressam ve heykeltıraş Orhan Albaş tarafından yapılan eser, yıllardır yalnızca bir meydan heykeli olarak değil; yol tarifi, semt belleği, sosyal medya mizahı ve kamusal sanat tartışmaları içinde yaşamaya devam ediyor.
Mısır Heykeli ilk bakışta kolayca küçümsenebilecek bir belediye heykeli gibi görülebilir. Ölçeği, biçiminin doğrudanlığı ve fıskiye işlevi, onu klasik sanat değerlendirmelerinin dışında bırakır. Fakat bu eserin asıl ilginç tarafı yalnızca nasıl göründüğü değildir. Onu dikkat çekici kılan şey, sanatçısının kendi yapıtıyla kurduğu mesafeli ilişkidir.
Orhan Albaş, çeşitli röportajlarda Alibeyköy’deki mısır heykelini kendisinin de beğenmediğini, eseri verilen talep doğrultusunda yaptığını ifade etti. Mynet’in aktardığı Show Haber röportajında Albaş, heykeli yaparken hayal ettiği şeyin mısır olduğunu, ancak insanların başka çağrışımlar kurduğunu da söylüyordu.
Sanatçı Eserini Beğenmek Zorunda mı?
Bir sanatçının ürettiği her eseri aynı ölçüde sahiplendiği düşünülür. Oysa kamusal alanda, özellikle belediye siparişlerinde durum her zaman böyle işlemez. Sanatçı bazen kendi estetik dünyasını değil, kendisine verilen siparişi, talebi, bütçeyi ve uygulama koşullarını karşılamak zorunda kalır.
Alibeyköy Mısır Heykeli bu yüzden yalnızca “güzel mi, çirkin mi?” sorusuyla değerlendirilemez. Daha doğru soru şudur: Bir sanatçı içine sinmeyen bir eser ürettiğinde, o eser kamusal alanda bambaşka bir hayat kazanabilir mi?
Bu heykelde tam olarak böyle bir durum vardır. Albaş’ın mesafeli durduğu, hatta beğenmediğini söylediği bir iş, Alibeyköy’ün en çok bilinen görsel işaretlerinden birine dönüşmüştür. Sanatçının önem verdiği başka üretimleri daha dar bir çevrede bilinirken, mesafeli yaklaştığı bu sipariş işi milyonlarca insanın hafızasına yerleşmiştir.
Estetik Başarısızlık, Kamusal Başarı
Mısır Heykeli üzerine konuşmalar çoğunlukla şu soruda düğümlenir: “Bu sanat mı?”
Bu soru anlaşılırdır ama tek başına yeterli değildir. Çünkü kamusal alandaki bir nesnenin etkisi yalnızca estetik niteliğiyle ölçülmez. Bir heykel, bulunduğu yerin tarif noktası hâline geliyorsa, çevresinde buluşmalar gerçekleşiyorsa, sosyal medyada tekrar tekrar dolaşıma giriyorsa ve semtin gündelik hafızasına yerleşiyorsa, artık başka bir işlev kazanmıştır.
Alibeyköy’deki Mısır Heykeli bugün yalnızca bir heykel değil, aynı zamanda bir yer işaretidir. Çevrim içi haritalarda bölgenin “Mısır Meydanı” olarak anılması da bu durumun göstergelerinden biridir. Eser, estetik açıdan eleştirilse bile semtin en kolay tanınan unsurlarından biri olmayı sürdürür.
Bu nedenle heykel iki ayrı ölçütle değerlendirilebilir. Akademik heykel dili, oran, malzeme, kompozisyon ve çevreyle kurduğu ilişki bakımından sorunlu bulunabilir. Buna karşılık kent belleği açısından güçlüdür. İnsanların hakkında konuştuğu, mizah ürettiği, yol tarif ederken kullandığı ve gündelik hayata kattığı bir nesneye dönüşmüştür.

Kaynak: https://www.instagram.com/ressamorhanalbas/
Kent Heykelleri ve Yerel Bellek
Türkiye’de kent heykelleri çoğu zaman estetik tartışmaların merkezine yerleşir. Kavşaklara, meydanlara, park girişlerine yerleştirilen büyük figürler; bazen kentin tarihine, bazen tarımsal ürünlerine, bazen de yerel kimliğine gönderme yapar. Fakat bu heykellerin önemli bir kısmı sanat tarihi açısından değil, gündelik kullanım içindeki tuhaf varlıklarıyla hatırlanır.
Alibeyköy Mısır Heykeli de bu hattın içindedir. Heykelin varlığı, semtin geçmişiyle, yerel hafızasıyla ve kamusal alanın nasıl anlam kazandığıyla birlikte düşünülebilir. Bir nesne, başlangıçta ne kadar tartışmalı olursa olsun, yıllar içinde çevresindeki hayatla birlikte başka bir anlam üretir.
Bu anlamı artık yalnızca sanatçı belirlemez. Alibeyköylüler, sosyal medya kullanıcıları, gazeteciler ve eseri her gün gören insanlar da bu anlamın üreticileri hâline gelir. Bir yapıt, sanatçının niyetinden çıkıp kamusal alana yerleştiğinde artık tek bir yoruma bağlı kalmaz.
Beğenilmeyen Şeyin Hatırlanması
Mısır Heykeli’nin ilginçliği biraz da buradadır: Beğenilmediği hâlde unutulmaz.
Gündelik hayatta çoğu başarılı iş hızla sıradanlaşabilir. Fakat tuhaf bulunan, eleştirilen, mizaha konu edilen nesneler hafızada daha güçlü kalabilir. Alibeyköy’deki mısır da bu yüzden yalnızca bir “başarısız heykel” olarak görülemez. Eğer bir nesne yıllarca konuşuluyor, yer tarifinde kullanılıyor ve bulunduğu bölgeyle özdeşleşiyorsa, kamusal alanda beklenmedik bir başarı kazanmış demektir.
Bu başarı estetik bir başarı olmayabilir. Ama belleksel bir başarıdır.
Bir Kent Simgesinin Tuhaf Gücü
Orhan Albaş’ın Mısır Heykeli, kamusal sanat tartışmaları için ilginç bir örnek sunar. Çünkü burada sanatçının niyetiyle halkın algısı aynı yönde ilerlemez. Sanatçı mesafeli durur, izleyici alay eder, medya konuyu büyütür, sosyal medya heykeli yeniden dolaşıma sokar. Sonuçta eser, bütün bu çelişkiler içinde daha görünür hâle gelir.
Belki de heykelin açtığı esas soru şudur: Bir yapıt sanatsal açıdan başarısız bulunurken toplumsal açıdan başarılı olabilir mi?
Alibeyköy’deki Mısır Heykeli bu soruya kolay bir cevap vermez. Güzel bulunmadığı hâlde unutulmaz. Eleştirildikçe daha fazla bilinir. Sanatçısının bile tam olarak sahiplenmediği bir iş, semtin simgelerinden birine dönüşür.
Bu yüzden Mısır Heykeli, yalnızca bir belediye heykeli değildir. Aynı zamanda kent belleğinin, mizahın, kamusal alanın ve sanatçı-niyet ilişkisinin beklenmedik biçimde kesiştiği bir örnektir.

