Atlar ve tekerlekli araçlar, tahıl ambarları, ilk kentler ve farklı toplumsal düzenler… David W. Anthony, James C. Scott, David Graeber ve David Wengrow’un çalışmaları, insanlık tarihine özgürlük ile iktidar arasındaki ilişki üzerinden bakmak için birbirini tamamlayan sorular sunuyor.
İnsanlık tarihini çoğu zaman birbirini izleyen basamaklarla öğreniriz: Avcı-toplayıcı topluluklar tarıma geçer, köyler büyüyerek kentlere dönüşür, devletler ortaya çıkar. Bu sıralama, değişimi açıklarken bir varsayımı da beraberinde taşır: Toplumlar büyüdükçe yönetilmek zorunda kalmış, karmaşık bir hayatın karşılığında özgürlüklerinden vazgeçmiştir.
Peki bu ilişki gerçekten kaçınılmaz mıydı? Bir topluluğun yer değiştirebilmesi, geçimini nasıl sağladığı ya da yöneticilerine karşı çıkabilmesi, kurduğu düzeni nasıl etkiliyordu? At, Tekerlek ve Dil, Tahıla Karşı ve Her Şeyin Şafağı, farklı araştırma alanlarından hareketle bu soruların yan yana okunabileceği bir zemin oluşturuyor. Üçünü birleştiren özgürlük çerçevesi, kitapların aynı tezi savunduğu anlamına gelmiyor; aralarındaki ayrımlar, bu okumanın asıl verimli tarafını oluşturuyor.
Hareket etmek, yönetilmek, başka türlü yaşamak
David W. Anthony’nin At, Tekerlek ve Dil: Avrasya Bozkırlarının Tunç Çağı Atlıları Modern Dünyayı Nasıl Şekillendirdi? adlı çalışması, arkeoloji ile tarihsel dilbilimi buluşturuyor. Fol Kitap tarafından Cemal Can Tarımcıoğlu çevirisiyle yayımlanan eser, Hint-Avrupa dillerinin kökeni ve yayılışı üzerine bir araştırma. Anthony, atın evcilleştirilmesini, tekerlekli araçları, bozkır topluluklarının hareketlerini ve topluluklar arasındaki temasları birlikte inceliyor.
Kitabı bu seçkiye taşıyan nokta, hareketliliğin toplumsal sonuçları. Daha geniş alanlarda dolaşabilmek; geçim imkânlarıyla birlikte karşılaşmaları, ittifakları ve güç ilişkilerini de değiştirir. Anthony’nin araştırmasında savaş, seçkinlerin etkisi ve toplumsal örgütlenme de teknolojik değişimin yanında yer alır. Bu çerçeveden çıkarabileceğimiz soru şudur: İnsanların hareket alanını genişleten bir yenilik, bu imkânı herkes için aynı ölçüde mi artırır? Hareket edebilmek ile siyasal özgürlük arasındaki mesafe, kitabı okurken akılda tutulabilecek bir tartışma alanıdır.
James C. Scott’ın Tahıla Karşı: İlk Devletlerin Derin Tarihi kitabı ise dikkati insanların belirli alanlarda toplanmasına ve yönetilebilir hale gelmesine çeviriyor. Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan çalışma, tarımın ve ilk devletlerin oluşumunu kesintisiz bir ilerleme hikâyesi olarak kabul etmiyor. Scott, yerleşik tarımsal yaşamın kimlere ne kazandırdığını sorarken, üreticilerin hayatıyla yönetenlerin çıkarları arasındaki farkı öne çıkarıyor.
Tahıl üretimi, zorunlu emek ve nüfusun denetlenmesi arasındaki bağlantılar kitabın temel meseleleri arasında. İnsanların, hayvanların ve ürünlerin yoğun biçimde bir araya gelmesinin hastalıklar gibi sonuçları da bu tarihe dahil ediliyor. Scott’ın yaklaşımında devletin dışında yaşayan topluluklar, henüz uygarlığa ulaşamamış insanlar olarak açıklanamaz; hareketli geçim biçimleri ve devlet denetiminden uzak durabilme imkânları da değerlendirilmelidir. Böylece okur, devletin büyümesiyle insanların hayatının iyileşmesini aynı şey sayıp sayamayacağını düşünmeye yönelir.
David Graeber ve David Wengrow’un Her Şeyin Şafağı kitabı, tartışmayı toplumsal düzen kurma kapasitesine taşıyor. Türkçede Epsilon tarafından da yayımlanan eser, tarımın zorunlu olarak eşitsizliği, kentlerin de kaçınılmaz biçimde merkezi yönetimi doğurduğu düşüncesine itiraz ediyor. Yazarlar, geçmiş toplumları tek bir gelişim çizgisine yerleştirmek yerine farklı örgütlenme deneyimlerini araştırıyor.

Graeber ve Wengrow’un özgürlük tartışmasında üç imkân belirleyici: yaşanılan yerden ayrılabilmek, emirlere itaat etmeyebilmek ve toplumsal ilişkileri yeniden düzenleyebilmek. Wengrow’un açıklamasında bunlar, başkalarından bağımsız bireysel ayrıcalıklar değil; dayanışma ve karşılıklı sorumlulukla mümkün olan toplumsal özgürlükler. Bir yerden ayrılabilmenin gerçek bir seçenek olması, gidilen yerde kabul edilmeyi ve hayatı sürdürebilmeyi de gerektiriyor.
Bu üç kitabın birlikte açtığı soru, özgürlüğün hangi tarihte başladığından daha geniş: İnsanlar hangi koşullarda başka bir hayatı seçebilir? Anthony hareketliliğin maddi imkânlarını, Scott ilk devletlerin denetim mekanizmalarını, Graeber ve Wengrow ise toplumsal ilişkileri değiştirebilme kapasitesini düşünmeye yardımcı oluyor. Buradan bugüne uzanan mesele, sahip olduğumuz düzenin nasıl kurulduğunu bilmek kadar, hangi alternatifleri artık düşünemez hale geldiğimizi de fark etmek.

