Yapay zekâ bir soruya doğru cevap verdiğinde, çoğu zaman bu cevabı kimin bildiğini sormuyoruz. Bilgi ekranda beliriyor; cümleler tutarlı, açıklama ikna edici, kavramlar yerli yerinde görünüyor. Fakat cevabın arkasında gören, deneyimleyen, düşünen ve söylediğinin sorumluluğunu üstlenen bir özne bulunmuyor.
Slavoj Žižek’in yapay zekâyı açıklamak için kullandığı “bileni olmayan bilgi” formülü, tartışmayı makinenin ne kadar zeki olduğu sorusundan çıkararak bilginin yapısına yöneltiyor. Buradaki temel sorun, yapay zekânın bilinç kazanıp kazanmayacağı değil; bilginin, klasik anlamda bilen bir özne olmadan üretilebilmesi ve dolaşıma girebilmesidir.
Modern epistemoloji uzun süre özne ile nesne arasındaki ilişki üzerinden kuruldu. Bir şeyin bilgi sayılması, onu algılayan, gerekçelendiren veya doğrulayan bir öznenin varlığından bağımsız düşünülmedi. Yapay zekâ ise bu ilişkiyi değiştiriyor. Cevap üretiyor, açıklama yapıyor, kavramlar arasında bağ kuruyor; fakat bütün bunları yaşanmış bir deneyimden hareketle gerçekleştirmiyor.
Yapay zekânın bilgisi bu nedenle kişisel bir “ben biliyorum” biçiminde değil, öznesiz bir “biliniyor” biçiminde işliyor.
Sentetik Epistemoloji neyi anlatır?
Sentetik Epistemoloji, yapay zekâ çağında bilginin yalnızca insan öznesinin dünyayla doğrudan karşılaşmasından doğmadığını savunur. Bilgi artık veri kümeleri, model mimarileri, algoritmalar, platform altyapıları ve daha önce üretilmiş temsiller aracılığıyla yeniden biçimlendirilir.
Bir yapay zekâ sistemi bir olay, sanat eseri veya kavram hakkında konuşurken onunla doğrudan karşılaşmaz. Daha önce yazılmış metinlerden, sınıflandırmalardan, görüntülerden ve dijital kayıtlardan hareketle yeni bir kompozisyon kurar. Böylece bilgi, dünyanın kendisinden çok, dünya hakkında birikmiş temsillerin yeniden düzenlenmesiyle ortaya çıkar.
Bu durum yapay zekânın ürettiği her bilginin yanlış olduğu anlamına gelmez. Sistem doğru, yararlı ve açıklayıcı cevaplar verebilir. Ancak doğru cümlenin arkasında, o cümleyi kendi düşüncesi olarak bilen ve savunan bir özne bulunmaz.
Žižek’in “bileni olmayan bilgi” formülü, Sentetik Epistemoloji’nin özne boyutunu burada görünür kılar: Bilgi vardır, fakat bilen yoktur. Cümle vardır, fakat onu kendi deneyiminden söyleyen biri yoktur. Yanıt vardır, fakat bu yanıtı ahlaki ve düşünsel olarak üstlenen bir özne bulunmaz.
Bilginin kaynağı neden belirsizleşiyor?
Bir kitapta yazarı, bir haberde yayını, bir tanıklıkta konuşan kişiyi biliriz. Bu kaynaklar her zaman güvenilir olmayabilir; fakat en azından sorgulanabilecek bir konum sunarlar. Kim söyledi? Nereden biliyor? Hangi düşünce veya çıkar içinden konuşuyor?
Yapay zekâ yanıtlarında ise kaynak tek bir yerde bulunmaz. Bir cevap; eğitim verileri, model tasarımı, şirket politikaları, optimizasyon hedefleri ve kullanıcının soruyu kurma biçimi gibi çok sayıda unsurun birleşiminden doğar.
Bu nedenle yanlış bilgi ortaya çıktığında sorumluluk da dağılır. Yanlışlığı model mi üretmiştir, eğitim verisi mi taşımıştır, kullanıcı mı yönlendirmiştir, yoksa platformun tercihleri mi belirlemiştir?
Sentetik Epistemoloji açısından sorun yalnızca yanlış cevap değildir. Doğru görünen bir cevabın hangi veri dünyasından, hangi dışlamalardan ve hangi teknik tercihlerden geçtiğinin görünmez kalması da temel bir sorundur.
Bilgiye ulaşmak kolaylaşırken bilginin üretim koşulları karanlıklaşır.
Öznesiz bilgi gerçekten öznesiz midir?
Yapay zekâ çağında insan tamamen ortadan kalkmaz. Kullanıcı soruyu sorar, insanlar verileri üretir, şirketler modeli geliştirir, platformlar cevabın nasıl sunulacağını belirler. Ancak bilen öznenin işlevi tek bir kişide toplanmak yerine parçalanır.
Kullanıcı cevabı alır ama üretim sürecini bilmez. Model konuşur ama söylediğini deneyimlemez. Platform altyapıyı kurar fakat her cümlenin açık yazarı değildir. İçerikleri üreten insanlar ise kendi sözlerinin hangi cevapların içinde yeniden kullanılacağını göremez.
Bilgi böylece özne ile dünya arasındaki doğrudan bir ilişki olmaktan çıkar; insan, veri, model ve platform arasındaki sentetik bir düzenlemenin ürünü hâline gelir.
Bu nedenle yapay zekâ çağının temel sorusu yalnızca “Yapay zekâ biliyor mu?” değildir. Daha önemli soru şudur:
Bilgiyi kimin bildiğinin belirsizleştiği bir düzende doğruluk, sorumluluk ve eleştiri nasıl korunacaktır?
Žižek’in formülü tam da bu kör noktayı açığa çıkarır. Yapay zekâ bilginin miktarını ve hızını artırırken bilenin yerini bulanıklaştırır. İnsan öznesi ortadan kalkmaz; fakat bilginin merkezinden çekilerek soruyu soran, cevabı kullanan ve çoğu zaman onun hangi koşullarda üretildiğini göremeyen bir konuma yerleşir.
Sentetik Epistemoloji’nin görevi de yalnızca neyin doğru olduğunu sormak değildir. Aynı zamanda şu soruları da açık tutmaktır: Bu bilgi hangi sistem tarafından üretildi? Hangi deneyimler görünür kılındı? Hangileri dışarıda bırakıldı? Yanıtın sorumluluğunu kim üstlenecek?
Yapay zekâ çağında bilgi çoğalıyor. Fakat bilenin yeri giderek daha belirsiz hâle geliyor.
Kaynak: Filomythos, “Bileni Olmayan Bilgi: Yapay Zekâ Çağında Öznesiz Epistemoloji”

