Gabor Maté, bağımlılığı yalnızca madde kullanımıyla, travmayı yalnızca büyük felaketlerle açıklamayan yaklaşımı sayesinde son yılların en görünür hekim ve yazarlarından biri oldu. Ancak Maté’nin görüşleri bilimsel araştırmalarla tamamen örtüşen tek bir teori değil; bazı tezleri güçlü araştırma bulgularıyla kesişirken, bazı genellemeleri özellikle ADHD ve travmanın hastalıklarla ilişkisi konusunda ana akım bilimsel görüşten ayrılıyor.

Gabor Maté’nin konuşmalarından kısa parçalar sosyal medyada sık sık karşımıza çıkıyor. Çocukluk deneyimleri, ebeveynlerle kurulan bağ, bağımlılık, kronik stres, bastırılmış duygular ve modern toplumun insan üzerindeki baskısı üzerine söylediği cümleler, çoğu zaman birkaç dakikalık videolar halinde dolaşıma giriyor.

Bu popülerliğin nedenini anlamak zor değil. Maté karmaşık psikolojik sorunları anlaşılması kolay bir soruya indirgemeyi başarıyor: İnsanın davranışında yalnızca “Ne yapıyor?” diye değil, “Başına ne geldi?” diye de bakmak gerekir mi?

Özellikle bağımlılık konusunda geliştirdiği yaklaşımın merkezinde bu değişiklik bulunuyor. Maddeye, alkole, kumara ya da başka bir davranışa bağımlı kişiyi öncelikle iradesiz, ahlaken zayıf veya yalnızca biyolojik olarak “bozuk” bir insan olarak görmek yerine, davranışın hangi acıyı düzenlemeye yaradığını sorguluyor. Maté’nin sık tekrarladığı düşünce, bağımlılık karşısında ilk sorunun “Neden bağımlılık?” değil, “Neden acı?” olması gerektiği.

Bu yaklaşımın arkasında yalnızca yazarlık kariyeri bulunmuyor. Maté yaklaşık yirmi yıl aile hekimliği ve palyatif bakım alanında çalıştı; ardından on yılı aşkın süre Vancouver’ın Downtown Eastside bölgesinde ağır madde bağımlılığı ve ruhsal sorunlarla yaşayan hastalarla ilgilendi. Kanada devleti 2018’de bağımlılık alanındaki çalışmaları nedeniyle kendisini Order of Canada üyeliğine layık gördü. Kitapları onlarca dile çevrildi; In the Realm of Hungry Ghosts, When the Body Says No, Scattered Minds ve oğlu Daniel Maté ile hazırladığı The Myth of Normal en çok bilinen çalışmaları arasında.

Travma Maté için ne anlama geliyor?

Maté’nin popülerliğinin önemli nedenlerinden biri, “travma” kavramını yalnızca savaş, saldırı, kaza veya doğal afet gibi olağanüstü olaylarla sınırlandırmaması.

Onun yaklaşımında önemli olan yalnızca insanın başına gelen olay değildir; çocuğun ya da yetişkinin o olay karşısında iç dünyasında ne yaşadığıdır. Yeterince görülmemek, duygularını sürekli bastırmak zorunda kalmak, ebeveynin yoğun stresine maruz kalmak veya güvenli bağlanmanın bozulması da kişinin daha sonraki yaşamında etkiler bırakabilir.

Bu düşünce Maté’nin bağımlılık anlayışına doğrudan bağlanır. Ona göre bağımlılık çoğu zaman haz arayışından önce bir rahatlama arayışıdır. Madde ya da davranış kişiye kısa süreliğine huzur, kontrol, aidiyet veya duygusal acıdan uzaklaşma sağlayabilir. Dolayısıyla bağımlılık, ilk aşamada kişiye bir işlev sunar; zarar verici hale gelmesi bu ilk işlevi ortadan kaldırmaz.

Bu bakış açısının klinik literatürde karşılığı var. Çocuklukta kötü muamele ve olumsuz deneyimler ile daha sonraki madde kullanımı arasında ilişki bulan çok sayıda araştırma bulunuyor. 2025 tarihli, 101 bağımsız çalışmayı ve 132 binden fazla kişiyi kapsayan bir meta-analiz çocuklukta kötü muamele ile uyuşturucu kullanımı arasında anlamlı ilişki saptadı. 2024 tarihli başka bir meta-analiz ise çocuklukta kötü muamele yaşamış madde kullanım bozukluğu hastalarında depresyon, anksiyete, PTSD, psikolojik sıkıntı ve daha erken madde kullanım başlangıcı gibi sorunların daha sık görüldüğünü bildirdi.

Dolayısıyla “geçmiş deneyimler bağımlılıkta önemlidir” düşüncesi Maté’ye özgü bir iddia değil. Bugünkü psikiyatri ve bağımlılık araştırmaları da travma ve erken yaşam koşullarını önemli risk faktörleri arasında değerlendiriyor.

Ancak burada önemli bir ayrım var: risk faktörü, tek neden demek değildir.

2017’de yayımlanan geniş bir sistematik inceleme, travma ile sonraki bağımlılık davranışları arasındaki yüzlerce ileriye dönük ilişkiyi değerlendirdi. İncelenen ilişkilerin yaklaşık üçte birinde pozitif bağlantı bulunurken çoğunda istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gösterilemedi. Araştırmacılar travmanın bağımlılık açısından önemli olduğunu, ancak ilişkinin her kişide ve her bağımlılık türünde aynı şekilde ortaya çıkmadığını vurguladı.

Bu nedenle Maté’nin zaman zaman kullandığı “bütün bağımlılıkların kaynağında çocukluk acısı vardır” türündeki güçlü ifadeler, araştırmaların bugün güvenle söyleyebildiğinden daha kapsamlıdır. Bağımlılık genetik yatkınlık, sosyal çevre, yoksulluk, psikiyatrik sorunlar, maddeye erişim, stres, öğrenme süreçleri ve travma gibi birçok unsurun birbirini etkilediği karmaşık bir olgudur.

Maté’nin gücü burada aynı zamanda tartışmasının kaynağıdır: çok değişkenli bir problemi, insan açısından son derece anlaşılır bir hikâyeye dönüştürür.

2022’de Daniel Maté ile birlikte yayımladığı Normal Efsanesi, modern toplumda travma, stres ve hastalığın nasıl “normal” kabul edilen yaşam koşullarıyla iç içe geçtiğini sorgulayan, Maté’nin en kapsamlı çalışmalarından biridir.

Bilimle kesiştiği ve bilimden ayrıldığı yer

Maté’nin düşüncesinin en güçlü taraflarından biri, insanı biyoloji ile çevre arasında bölmemesidir. Ona göre beden, psikoloji, aile ilişkileri ve toplumsal koşullar birbirlerinden ayrı sistemler olarak değerlendirilemez.

Modern araştırmalar da kronik stresin sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve birçok sağlık göstergesi üzerinde etkileri bulunduğunu kabul ediyor. Çocuklukta yaşanan ciddi olumsuzlukların yetişkinlikte psikiyatrik ve fiziksel sağlık riskleriyle ilişkili olması bugün tartışmalı bir fikir değil.

Tartışma, bu ilişkilerin ne ölçüde nedensel olduğunda ve belirli bir hastalığın ne kadarının psikolojik stres üzerinden açıklanabileceğinde başlıyor.

Maté, Beden Hayır Dediğinde ve Normal Efsanesi gibi çalışmalarında uzun süreli stres, duyguların bastırılması ve hastalıklar arasında geniş bağlantılar kuruyor. Kendi yaklaşımında çocukluk travmasının depresyon ve bağımlılıktan otoimmün hastalıklara ve kansere kadar uzanan çeşitli sağlık sorunlarına katkıda bulunabileceğini savunuyor.

Bu noktada bilimsel okuma daha ihtiyatlı olmayı gerektiriyor. Stres ile sağlık arasındaki ilişkilerin bulunması, belirli bir kişinin kanserini, otoimmün hastalığını veya başka bir hastalığını doğrudan bastırılmış duygularla açıklayabileceğimiz anlamına gelmez. İlişkiler biyolojik yatkınlık, çevresel etkenler, yaşam biçimi, sosyoekonomik koşullar ve tesadüfi süreçlerle birlikte değerlendirilir.

Benzer bir ayrışma Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) konusunda daha belirgin.

Maté, DEHB’yi ağırlıklı olarak erken çocukluk stresi ve gelişimsel çevreyle açıklıyor; kendi yaklaşımında bunun kalıtsal bir hastalıktan çok, erken gelişim koşullarıyla ilişkili ve değişebilir bir gelişimsel sorun olduğunu savunuyor.

Bu görüş bilimsel ana akımla tam olarak örtüşmüyor. Büyük ölçekli genetik araştırmalar ve uluslararası konsensüs çalışmaları ADHD’yi yüksek oranda kalıtsal, çok faktörlü bir nörogelişimsel durum olarak değerlendiriyor. Çevre ve aile koşulları belirtilerin biçimini ve şiddetini etkileyebilir; ancak genetik katkının önemli olduğuna dair geniş bir kanıt tabanı bulunuyor. 2021’de yayımlanan uluslararası ADHD konsensüsü de bu konuda yüzlerce desteklenmiş bulguyu bir araya getiriyor.

Travma, bağımlılık ve stres üzerine çalışmalarıyla tanınan Dr. Gabor Maté
Fotoğraf Kaynak: Gurudayal Khalsa / drgabormate.com

Bu, Maté’nin çevresel koşullara dikkat çekmesinin anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Aile içi stres, ebeveyn psikopatolojisi ve olumsuz yaşam olayları ADHD belirtilerinin şiddetiyle ilişkilendiriliyor. Ancak bugünkü araştırmalar daha çok genetik ile çevrenin birlikte çalıştığı bir model öneriyor; yalnızca birini seçmek yeterli değil.

Gabor Maté’yi ilginç kılan da aslında tam bu gerilim.

O, birçok insanın kendi yaşamını yeniden yorumlamasına imkân veren güçlü bir dil sunuyor. “Sorunlu insan” yerine “bir şeylere uyum sağlamaya çalışmış insan” fikrini öne çıkarıyor. Bağımlılık yaşayan kişiye ahlaki yargıyla değil merakla yaklaşmayı öneriyor. Çocukluk deneyimlerinin yetişkin davranışları üzerindeki etkisinin göz ardı edilmesine itiraz ediyor.

Fakat bu dil ne kadar ikna edici olursa olsun, ikna edicilik bilimsel kesinlikle aynı şey değil.

Maté’yi bütünüyle reddetmek, travma ve sosyal çevrenin insan sağlığındaki önemine ilişkin ciddi araştırma literatürünü görmezden gelmek olur. Onun bütün iddialarını kanıtlanmış gerçekler gibi kabul etmek ise çok faktörlü hastalıkları ve psikiyatrik durumları tek bir açıklamaya indirgeme riski taşır.

Belki de Gabor Maté’nin neden bu kadar geniş bir kitleye ulaştığını anlamanın yolu burada. Modern tıp çoğu zaman hastalığın nasıl işlediğini son derece ayrıntılı biçimde açıklarken, insanların sormaya devam ettiği başka bir soruya her zaman cevap vermiyor: “Neden benim başıma geldi?”

Maté tam olarak bu boşluğa konuşuyor. Biyoloji ile yaşam öyküsünü, hastalık ile toplumun koşullarını, davranış ile geçmiş deneyimleri aynı anlatının içine yerleştiriyor.

Bu yaklaşımın bazı bölümleri bilimsel araştırmalarla güçlü biçimde kesişiyor, bazılarıysa tartışmaya açık kalıyor. Bu nedenle Gabor Maté’yi yalnızca bir “travma uzmanı” ya da yalnızca bir popüler kişisel gelişim figürü olarak okumak eksik olur. Daha doğru olan, onu insanın davranışlarını geçmiş deneyimleri ve toplumsal çevresiyle birlikte düşünmeye zorlayan; fakat iddiaları bilimsel kanıt düzeyine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken etkili bir hekim ve yazar olarak ele almak.

Fotoğraf: Tony Hoare / drgabormate.com

Share.

1 Yorum

  1. Pingback: Rönesans’tan Modern Sanata Sembol ve Alegori: Görüntünün Gizli Dili – Fikir Sanat

Leave A Reply

Exit mobile version