Sinopale’nin onuncu edisyonunun başlığı, bir sanat kuramından ya da küratöryel metinden değil, Sinoplu bir balıkçının sözünden geliyor: “Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi.” Denizde karar vermenin yalnızca ölçülebilir bilgiye dayanmadığını; hava, akıntı, yön, deneyim ve sezginin birlikte çalıştığını anlatan bu söz, 20. yılına ulaşan Uluslararası Sinop Bienali’nin 2026 programının çıkış noktasına dönüşmüş durumda.
2 Eylül–15 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta buluşturuyor. Fakat program, ziyaretçinin karşısına tamamlanmış eserlerden oluşan hazır bir sergi koymakla başlamadı. Sanatçılar 2 Eylül’den itibaren kente gelerek yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte çalışmaya başladı. Bu üretim döneminde ortaya çıkan eserler, 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak ana sergide bir araya gelecek.
Bu yöntem Sinopale’nin yıllardır sürdürdüğü çalışma biçiminin devamı. Bienal, sanatçının başka bir yerde ürettiği eseri kente getirip sergilemesinden çok, üretimin gerçekleştiği yer ile eser arasındaki ilişkiye ağırlık veriyor. Sinop burada yalnızca serginin yapıldığı şehir değil; üretim sırasında karşılaşılan insanlar, kullanılan malzemeler, yerel bilgi ve gündelik hayat da çalışmanın parçasına dönüşebiliyor.
Sergiden önce başlayan bienal
Büyük ölçekli sanat etkinliklerinde izleyici çoğu zaman sürecin son aşamasıyla karşılaşır. Eser hazırlanmış, taşınmış ve sergi mekânındaki yerini almıştır. Sinopale’nin modeli ise sergileme anından önceki dönemi görünür kılmaya çalışıyor. Yerel katılıma ve imece temelli üretime verilen önem, bienalin 2006’daki ilk edisyonundan bu yana taşıdığı özelliklerden biri.
Bu yıl da sanatçıların Sinop’ta geçirdiği yaklaşık üç haftalık üretim dönemi ana sergiden önce geliyor. Böylece 25 Eylül’de açılacak sergi, yalnızca sanatçıların kişisel çalışmalarını değil, kentte kurdukları temasların sonucunu da taşıyacak. Ana programa performanslar, film gösterimleri, atölyeler ve kamusal etkinlikler eşlik ediyor; bu etkinlikler Hal Sinop Buluşma Merkezi, Sabahattin Ali Kültür Merkezi ve Mimarlar Odası gibi kentin farklı noktalarına yayılıyor.
Sinopale’nin bu yapısı, bienalin şehirle ilişkisini de farklılaştırıyor. Sinop birkaç haftalığına uluslararası sanat dolaşımının uğradığı bir dekor olmaktan çok, üretimin koşullarından biri haline geliyor. Bir zanaatkârın bilgisi, gönüllünün katılımı ya da sanatçının kentte karşılaştığı gündelik bir durum, daha sonra sergide görülecek eserin biçimini değiştirebiliyor.
“Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi”
Bienalin başlığı da bu çalışma biçimine uygun bir düşünce öneriyor. Karada ilerlemek çoğu zaman yol, harita ve sınırlarla tanımlanabilir. Denizde ise aynı kesinlik yoktur; yüzey sürekli değişir, sabit işaretler azalır ve karar verme biçimi farklılaşır.
Sinopale 10 bu karşıtlığı yalnızca denizle ilgili bir metafor olarak kullanmıyor. Başlık, belirsizlik içindeki dünyada bilginin nasıl üretildiği, kararların nasıl verildiği ve insanların birlikte yaşamanın yollarını nasıl geliştirdiği üzerine düşünmek için kullanılıyor. Sanatçının tek başına üreten kişi olmaktan çıkıp başka bilgi biçimleriyle temas etmesi de bu çerçevenin bir parçası.
Bu nedenle “sezgi” burada aklın karşıtı olarak okunmak zorunda değil. Bir balıkçı için denizi bilmek yalnızca meteorolojik veriye sahip olmak değildir; yıllarca aynı suya bakmaktan edinilmiş, her zaman açıkça tarif edilemeyen bir deneyim de söz konusudur. Bienalin başlığı, akademik bilgiyle deneyimsel bilgi, bireysel üretimle ortak üretim arasında kesin bir hiyerarşi kurmak yerine bunların yan yana çalışabileceği bir alan açıyor.
Başküratör yerine dört eş-küratör
Bu ortaklık düşüncesi yalnızca sanatçıların üretim biçiminde değil, bienalin yönetiminde de görülüyor. Sinopale kuruluşundan bu yana tek bir başküratörün programı belirlediği model yerine farklı küratörlerin eşit düzlemde çalıştığı bir yapı kullanıyor. Onuncu edisyonun eş-küratörleri Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve Sinopale’nin kurucusu T. Melih Görgün.
Programın coğrafi dağılımında da benzer bir çoğulluk hedefleniyor. Avrupa’dan sanatçıların yanında Gürcistan, Güney Kore, Kazakistan ve Venezuela gibi farklı bölgelerden katılımcılar bulunuyor. Bienal bunu, çağdaş sanatın büyük ölçüde Avrupa merkezli kurumlar ve dolaşım ağları üzerinden kurulmasına karşı daha çok merkezli ilişkiler üretmenin bir yolu olarak tanımlıyor.
Sinopale’nin yirmi yıl sonra hâlâ ilginç olmasının nedenlerinden biri belki de ölçeğini büyütmekten çok çalışma yöntemini korumaya yönelmesi. 25 sanatçılı bir bienal, yüzlerce sanatçının katıldığı uluslararası organizasyonlarla sayısal olarak yarışmıyor. Bunun yerine sanatçının kentte ne kadar zaman geçirdiğine, kimlerle çalıştığına ve serginin nasıl ortaya çıktığına önem veriyor.
Bu açıdan Sinopale 10’un esas sergisi 25 Eylül’de açılacak olsa da bienal aslında çoktan başladı. Ortaya çıkacak eserlerden önce ilişkiler, karşılaşmalar ve çalışma süreçleri kuruluyor. “Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi” başlığı da ancak bu süreç tamamlandığında, Sinop’ta üretilmiş işlerin içinde gerçek karşılığını bulacak.
Sinopale 10, 15 Kasım 2026’ya kadar devam edecek. Sinop’ta üretilen eserlerden oluşan ana sergi 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak; bienal kapsamındaki etkinlikler ücretsiz ve herkese açık olacak.


1 Yorum
Pingback: Geçmiş Zaman Kargaları: İstanbul’un Eski Fotoğraflarına Başka Bir Tanık Eklemek – Fikir Sanat