Türkiye’de özel girişimlerin kültür ve sanat alanındaki etkisi yalnız sponsorluklarla sınırlı değil. Müzeler, koleksiyonlar, yayınlar, araştırma merkezleri ve arşivler zaman içinde daha kalıcı bir kültürel altyapı oluşturabiliyor. Yapı Kredi Kültür Sanat’ta devam eden “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisi, Koç Topluluğu’nun 1926’dan bugüne uzanan yüz yıllık tarihini bu açıdan ele alıyor.
8 Nisan’da açılan ve 29 Kasım 2026’ya kadar görülebilecek serginin küratörlüğünü Didem Yazıcı, yardımcı küratörlüğünü Zehra Begüm Kışla üstleniyor. Sanat eserlerinin yanı sıra fotoğraflar, objeler, kurumsal belgeler, yayınlar ve efemeranın birlikte kullanıldığı seçki, bir şirket tarihini kronolojik biçimde anlatmak yerine Türkiye’nin kültürel ve sanatsal dönüşümüyle yan yana okumaya çalışıyor.
1920’lerden bugüne değişen bir Türkiye
Koç Topluluğu’nun kurumsal başlangıcı 1926’ya, genç Vehbi Koç’un babasından devraldığı işleri Ankara Ticaret Odası’na kaydettirmesine uzanıyor. Serginin başlangıç noktasını da Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki bu ortam oluşturuyor. Ankara’nın dönüşümü, yeni alfabe, erken Cumhuriyet dönemi görsel kültürü ve sanayileşmenin ilk aşamaları, şirket tarihine ait belgelerle birlikte gösteriliyor.
Sergide Atatürk ve erken dönem Ankara fotoğraflarından Sadberk Hanım’ın portresine, Doğan Kardeş dergisine ve sanayi kuruluşlarının gelişimini belgeleyen malzemelere kadar farklı türde kayıtlar bulunuyor. Bunlara Hale Asaf, Nejat Devrim, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Aliye Berger gibi sanatçıların eserleri; İhap Hulusi’nin grafik çalışmaları ve Ara Güler’in fotoğrafları eşlik ediyor. Böylece aynı dönemin sanayi, yayıncılık, tasarım ve sanat üretimleri tek bir tarih çizgisinde karşılaşabiliyor.
Bu yaklaşım serginin önemli taraflarından biri. İzleyici yalnız “Koç Topluluğu hangi kültür kurumlarını kurdu?” sorusunun cevabını görmüyor; Türkiye’de yüz yıl boyunca değişen gündelik hayatın, tasarımın, sanatın ve kurumların birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu da izleyebiliyor.
Koleksiyonculuktan kurumsal kültür yapısına
Serginin anlatısı kişisel koleksiyonculukla başlayıp zaman içinde kurumsallaşan bir kültür alanına doğru genişliyor. Sadberk Hanım Müzesi, Rahmi M. Koç Müzesi, Arter gibi kurumların yanı sıra araştırma merkezleri, yayın faaliyetleri ve kültürel miras çalışmaları bu dönüşümün farklı aşamalarını temsil ediyor. Serginin kataloğu da bu tarihsel gelişimi kurumsal ve kişisel koleksiyonlar, müzeler, araştırma merkezleri ve kültürel girişimler üzerinden değerlendiriyor.
Burada yalnız güzel sanatlar yok. Mimarlık, grafik tasarım, yayıncılık, arkeoloji ve araştırma faaliyetleri de serginin parçası. Yapı Kredi’nin Doğan Kardeş, Sanat Dünyamız, kitap-lık ve Cogito gibi yayınları, kültürel üretimin yalnız sergi ve koleksiyonlar üzerinden gelişmediğini hatırlatan örnekler arasında.
Serginin ölçeği de dikkat çekici. Hazırlık sürecinde altı koleksiyon ve 16 arşivden yararlanılmış; seçkide 56 sanatçının çalışmaları yer alıyor. Arter, Sadberk Hanım Müzesi, Yapı Kredi Tarihi Arşivi ve çeşitli kurumsal koleksiyonların yanı sıra Koç Üniversitesi’ne bağlı araştırma merkezleri ve farklı müze arşivlerinden malzemeler bir araya getirilmiş.

Arşiv belgesi ne zaman kültürel hafızaya dönüşür?
“Yüzyılın İzleri”ni yalnız yıldönümü nedeniyle hazırlanmış bir kurumsal sergi olarak görmek seçkinin kapsamını daraltır. Sergide eski faturaların, reklamların, dergilerin, fotoğrafların ve kurumsal belgelerin sanat eserleriyle aynı anlatının içinde yer alması başka bir noktaya işaret ediyor: Bugün gündelik veya ticari görünen bir belge, zaman geçtiğinde dönemin yaşam biçimini anlamak için tarihsel bir kaynağa dönüşebiliyor.
Bir reklam afişi yalnız satılan ürünü göstermiyor; dönemin grafik tasarımını ve tüketim dilini de kaydediyor. Bir fabrika fotoğrafı yalnız sanayi tarihine ait değil; mimarinin, çalışma hayatının ve kentin dönüşümüne ilişkin bilgi taşıyor. Bir çocuk dergisi ise yayıncılıktan eğitime, illüstrasyondan gündelik dile uzanan çok sayıda alanı aynı anda görünür kılabiliyor.
Serginin arşiv niteliği bu malzemelerin birlikte okunmasından doğuyor. Nitekim sergiyle birlikte yayımlanan 300 sayfalık katalogda Zeynep Çelik Doğan Kardeş dergisini tarihsel bir bağlam içinde incelerken, Buket Coşkuner araştırma merkezlerinin bilgi üretimindeki rolünü, Müjde Dila Gümüş ise Koç ailesinin koleksiyonculuk ve müzecilik faaliyetlerini ele alıyor.
Bir kurum tarihi aynı zamanda sanat tarihi olabilir mi?
Serginin açtığı daha geniş soru burada ortaya çıkıyor. Türkiye’nin sanat tarihi yalnız sanatçılar ve eserlerden oluşmuyor; eserleri toplayan, koruyan, sergileyen, araştıran ve yayımlayan kurumların tarihi de bu yapının parçası.
Özel kurumların bu alandaki rolü elbette eleştirel biçimde de tartışılabilir: hangi eserlerin toplandığı, hangi sanatçıların görünür kılındığı ve kültürel belleğin hangi kurumların arşivlerinde korunduğu aynı zamanda seçimlerle ilgili meseleler. “Yüzyılın İzleri” ise bu tartışmaya yüz yıllık bir malzeme bütünü sunuyor. Serginin değeri yalnız Koç Topluluğu’nun kültür ve sanat faaliyetlerini belgelemekten değil, Türkiye’de özel girişim, koleksiyonculuk ve kültürel kurumlar arasındaki ilişkinin nasıl geliştiğini izleme imkânı vermesinden kaynaklanıyor.
Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat
Yer: Yapı Kredi Kültür Sanat, Beyoğlu
Tarih: 8 Nisan – 29 Kasım 2026
Küratör: Didem Yazıcı
Yardımcı Küratör: Zehra Begüm Kışla

